Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
Create a free blog, website, guestbook, photo album; and earn money!
Login | Sign Up 
Hayat'ın sitesine hoş geldiniz!
Duygusal ve Radikal

taslak

yürek, özlem


Seninle kapayacağım  gözlerimi


Özleyerek öleceğim biliyorum


Yetmeyecek bana elini tutmak


Yüreğini versen de hibe edip


Yüklesem de  yüreğimin üstüne


Ağırlaşsa da  yetmeyecek biliyorum


Son durağımsın bu dünya da


Yıllar geçse de umursamıyorum


Hüzne yelken açmış gidiyorum


Nerdesin bir tanem


Seni çok merak ediyorum.

Date: 30 June 2009, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More

taslak

yürek, özlem


Seninle kapayacağım  gözlerimi


Özleyerek öleceğim biliyorum


Yetmeyecek bana elini tutmak


Yüreğini versen de hibe edip


Yüklesem de  yüreğimin üstüne


Ağırlaşsa da  yetmeyecek biliyorum


Son durağımsın bu dünya da


Yıllar geçse de umursamıyorum


Hüzne yelken açmış gidiyorum


Nerdesin bir tanem


Seni çok merak ediyorum.

Date: 30 June 2009, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More

Bir yudum özlem

kahve, yudum, özlem, fincan, gözlerim


Sabah kahvemi yudumlarken


Her yudum da düşündüm seni


Acılar yudumladım sessizce


Gözyaşlarım karıştı özlemine


Damla damla yollar açtı telvelerin de


Yolun  bahtın açık dediler falım da


Gözyaşlarıyla sulanmış yollarım da


Özlem yudumladım


Yudum yudum sevgi aradı dudaklarım


Fincanın bir köşesinde


Bilmem ki yar  kim bilir şimdi nerede


Arkama yaslandım öylece


Ufka daldı gözlerim


Aklıma geldi bir bir söylediğin sözlerin


Sen çaresiz ben çaresiz


Hayal ettim düşündüm o okyanus gözlerin


 


 


Hayat Torlak   30.06.2009 B.Çekmece

Date: 30 June 2009, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More

El sallamayacağım ardından

elveda, sevgili, nadas, aşk, el sallamayacağım, ardından, ah ettim, çıkmaz sokak, veda, özlem


Bunun adı ayrılık değil ki Sakın bitti sanma


Aksine  nadasa bıraktım sevgimi Sana inatla..


Uyku girmesin, yaşla dolsun gözlerin


Ah ettim sana, unutmadım söylediğin sözlerin..


İzlemekle geçecek ömrüm, erirken  gözümün  önünde


Bitmedi daha söyleyecek sözüm var benim de..


Öyle olsun, sadece kuru bir veda


Bilmiyorsun  hayatını ettin   sen   feda


Sokak sokak dolaşacaksın çıkmazlar da


Yolun  düşecek sonunda açık sokağıma


Geçip gideceksin  fark etmeden yine


Uzanıp giden bir meçhule,


El bile sallamayacağım ardından


Biliyorum günlerin olacak zindan.


Bense güzellikler düşüneceğim


Teselli vereceğim yüreğime


Vefasız yürekler unutturur acıyı,


Varsın olsun çeksin gönlüm bu sancıyı


Ayrılık bu değil, acıyla sarmaş dolaş


Kopamayacaksın   özlemlerinden


Yaşayacaksın  içinde  büyük bir savaş


Unutma senin değil artık nadasa bıraktığım  bu sevda


Yelken açıp gidecek  bu yürek,, sevginin izi  kalsa da


Ben, yalnız özlemlerimle baş başa


Sen, yalnız  meçhule giden yolda  tek başına


Ah ettim sana  sakın bunu unutma


Elveda güzelim elveda  sana.


  


Hayat Torlak    2009-06-05


B.çekmece


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


Date: 05 June 2009, Friday
Comments (0) | Add Comment | More

Teslim olmaz yüreğin

yalnızlık, sevgi, nankörlük, öfke gönül penceresi, gurur, aşk, şiirleri


Yalnız kalırız bazen


Yanımız da onca dost, arkadaş  varken


Bir bakmışsın yapayalnız bir köşe de


Kimseye minnet etmez yüreğin yine de


Düşünürsün sadece, aklına bile gelmez


Onlarla varolan  benliğin durur öylece


Kağıt gibi buruşturulup atılmışsındır oysa


Hatırlanmadığın  sürece..


Figan etmezsin başın dik


Gönlünün boynu bükük sadece


Elin titrer dikemezsin bir sökük


Yabancı ellere teslimken bedenin


Direnir teslim olmaz  o mağrur yüreğin


Parsellenmiş gönül pencerelerin


Bir bir kapanmaya başladığında


Anlarsın ki  yara büyük ve derin.


Sevgi, nankörlüğe  yenik düşmüştür


Nankörlük öfkeye..


Öfke bırakır kendini sessizliğe.


Gömülür kalırsın öylece..


Ortalık inadına sakin mi sakin


Zannedersin kıyamet kopacak


Bütün alem ayağa kalkacak


Oysa ayağa kalkamayan sensin


Yetmez artık yürümeye mecalin.


Gönlünün  gülleri bir bir solacak


O güzel bahçe elbet kuruyacak


Kalkamazsın altından o büyük özlemin


Susup kalırsın, gururun döver ruhunu


Mahkum olursun  yalnızlığa


Gerçekleşmeyecek asla  hayalin


Teslim olacak nihayet  Hüda’ya bedenin


 


Hayat Torlak 05.06.2009  B.Çekmece


 

Date: 05 June 2009, Friday
Comments (0) | Add Comment | More

Özledin mi

çile, özlem, boynu bükük, mutluluk, dua, vampir, melankolik


Bitmeyecekmiş gibi görünen bir günün akşamında


Gün solarken, düşerken gölgeler yere, için acıdı mı


Hatırladın mı  geçen günleri,


İnadına  unutmamasına  iddiaya girer gibi


İnat ettin mi zorlayıp da kendini


Tebessüm ettin mi içinin acıma pahasına


Sordun mu vicdanına,  yüzleştin mi onunla


Bundan sonra hayatında yer bıraktın mı ona?


Umudun kaldı mı  mutlu sona ulaşacağına


Yoksa…


Tükendin mi, Tükettiler mi seni


İyi düşün!.. yoksa sen mi tükettin kendini.


Yüreğimi emdin bir vampir gibi


Şimdi ne kaldı geriye  sadece ve sadece


Dudaklarında kırmızı bir leke


Bense  kansız kalmaktan öte


Ruhsuz kalmışım sayende


Yaptığın bana bir işkence.


Ne yardan geçerim ne serden diye diye


Hapsettin beni gönlünün derinliklerine


Çıkamıyorum kurtar beni


Diye dua ediyorum rabbime


Elbet birgün gelip de çıkarsam düzlüğe


Boynum bükük olacak biliyorum


Yine koşacağım yarime


Acı  panzehir olurmuş mutluluğa


Bir anlık mutluluğa değer bunca çile


 


Hayat Torlak mayıs 2009 Bozcaada

Date: 23 May 2009, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

Gidiyorum buralardan

aşk, ayrılık, özlem, keder, melankolik, acılar, veda


Gidiyorum buralardan özlem pahasına


Olmuyor olmadı olmayacak


Yokum buralarda artık  yüreğim burada kalacak


Bırakıp gidiyorum  aklım burada olsa da


Her şey boş her şey yalan anladım


Kandırmalardayım yine kendimi


Çok zor biliyorum bu aşkın  nedeni


 


Hüsrandan  bıktım usandım


Gidiyorum her şeyi güzel bırakıp


Sanki hep sürecekmiş gibi sanıp


Oyalanmak üzere tek başına inadına


Yolcuyum gidiyorum binip kanadına


Kırık dökük virane hayaller


Ne olur ki umut etseler


Ağlayıp hıçkırsalar neye yarar ki


Kucaklasalar ne olur ki sanki


 


Aldılar beni gidiyorum


Beklenen yere  nazla niyazla


Kazandı o  bıraktı beni kedere


El salladım ülkeme acı içime düşse de


Ummadığım sevdalar bekliyor orada belki


Unutturacakmış gibi geliyor bana sanki


Ben hala onun hayalinde dinlerim besteleri


Düşünür dururum söylenen sözleri


Aklım orada kalmış belli


Anlaşıldı döneceğim ihtimal ki


 


Yok yok bırakmıyorlar beni


Cezam kesilmiş bırakmıyorlar artık


Çekeceğim bu hapsi


Biliyorum özlemeye vaktim kalmayacak


Belki yarına güneş doğmayacak


Ufuklara dalıp gidecek


Adını yazmaya elim varmayacak.


 


Bu muydu sevda bumuydu aşk


Hep engellerle meşk


Olmadı bee acı düştü içime


İster aşıkım ister seviyorum de


 


Olmadı güzelim acılar kaldı yine bize


Kanun bu  söyleyecek söz yok size


Acı keder ve özlem, her biri oldu bir dize


Of Allah ım  of isyan günahım olsun


Yeter ki seven sözünde dursun


Uzaklarda olsak da  gönüller bir olsun


Hayat Torlak Nisan 2009 Bozcaada


 

Date: 23 May 2009, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

Hesaplaştım kendimle

yar, ceza, hesaplaşma, suçlu, mahkum, hayal, dünyam


Mısralar dizeler döktüm  yare, ne oldu?


Hayal dünyam da, hülyalarım soldu.


Aşkı yaşadığımı zannettim bir an!.


İçimden geçenleri dinledim


Söyleyemediklerimi söyledim.


Sende biliyorsun ki hepsi oldu yalan


Sürçi lisan ettim belki de


Saygısızlık ne kelime!..


Her zerresi indi yüreğime lime lime..


Yazdığım bir kenar da, yaşadıklarım  öyle


Geçti şimdi hepsi  oldu yalan..


Elimizde bir dünyamız vardı oda edildi talan.


Haksızlık edip geçmişi yok saydım,


Yaşayamadığım anları yaşadım sandım


Kandırdım kendimi boşu boşuna


Neler vermedim ki o yarin uğruna!..


Şimdi yok artık söyleyecek bir sözüm


Kurudu yüreğim kalmadı özüm


Bir o vardı  bıraktı gitti


Bir ben kaldım ben de gidiyorum şimdi


Kitaplar yazdım sayfa sayfa


Hepsini sığdıramadım bir taşa


Doğum ölüm ve ruhuna el Fatiha


Kavuşurum belki gerçek sevgiye


Cennet dalında öter zümrüdü anka


Yüzleşmeler başlar o zaman


Suçlusun hesap veremezsin inan


Seninle yaşadığım her an ceza oldu bana


Aşkına mahkum bir suçlu gibi


Duymasan da, bunu söylüyorum sana


 

Date: 21 May 2009, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

taslak

aşk


Sürdüm  mermiyi namluya bekliyorum


Hata yapma  vururum yemin ediyorum


Kafes içinde çırpınan  yaralı aslan gibiyim


Anla artık hiç şansın yok güzelim


Gül seven katlanır dikenine


Sen bir nankörsün sevmek senin neyine


Cesaret ister yürek ister aşk ve sevgi


Sonra anlaşılır  birbirinin olmayınca dengi


Hayaller söner  gider benizin rengi


Başlar bir  koşturmaca bir telaş


Sen sen ol güzelim önce kendini aş


................


................


           

Date: 19 May 2009, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More

90. yılda 19 Mayıs 1919

19 mayıs, atatürk, kıyafet, bayram


Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün  arkadaşlarıyla  bağımsızlığa attığı ilk adım olan 19 Mayıs  Gençlik ve spor bayramı  Ulusumuza hayırlı olsun, kutlu olsun.Bize bugünleri yaşatanları rahmet ve minnetle anıyoruz.


 


Bayramının kutlanmasından öte  artık ayrışmanın  göze çarptığı  günler haline gelen bu özel günler  sevinçle beraber sıkıntıları da beraberinde getirmekte. Bilhassa son10 yıl göz önüne alınacak olursa  gençlerin bayramda giyecekleri kıyafetler tartışılıp durmakta.Hatırlarsınız bazı illerimizde  çarşaflarıyla törene katılan gruplar mevcuttu. Atatürk’ün kurduğu ve çağdaş uygarlık hedeflenerek çıkılan yolda  adeta bir takoz gibi yol tıkayan görüntülere şahit olmuştuk.


 


Adı üzerinde Gençlik ve Spor, gençliğin temsil ettiği spor kıyafetlerle gösteri ve yürüyüşlerin düzenli olarak yapıldığı meydanlar, şehir caddeleri ve stadyumlar da  yapılan programlarla kutlanan bu bayram da çığırından çıkarılmaya çalışıldı. Bazı valiler sorgulandı, savunmaları alındı temsili dendi geçildi. Oysa öyle geçiştirilecek  küçük konular olmadığını arkasında dağ gibi bir karanlığın olduğunu ve ülkeyi tehdit ettiğini çoğumuz bilmekteyiz.


 


Bu demek değil ki Genç kızlarımız mayolarla çıksınlar bu da çağdaşlık ölçüsü olamaz tabi fakat makul ölçülerde ve günün amacına uygun  spor giysiler ile gösteri mahiyetindeki folklor ekiplerinin yöresel kıyafetleri  mutlaka gerekli, farklı yöre, farklı kültürlerin buluştuğu Anadolu insanımızın  taşıdığı renkleri hepimiz  içimize sindiririz. Ancak bunu kötüye kullanmak isteyenler, kutuplaşma yaratmak isteyenler  artık gizli değil aşikar yapıyorlar, hatta bayramlarda inadına direnip tartışma yaratıyorlar.


 


bir şeylere alıştırılmak isteniyoruz. Hatırlarsınız Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde yer yerinden oynamıştı. Türban köşke çıkamaz diye insanlar meydanlara çıkmıştı ne  oldu? Türban köşke çıktı. Sonra ne oldu? Hiçbir şey!. alıştırıldık ve  konu gündemden düştü kapandı gitti unutmayalım! bu kişiler Türkiye’yi Avrupa insan hakları mahkemesine şikayet etmişti.


Demem o ki, kurbağa misali yine ısıtılmaktayız , kurbağa misali kaynadığımı anladıktan sonra iş işten geçmiş olacak.


 


Yine unutmayalım ki bugün Türkiye’nin  birçok gerçek anlamda  aydınları artık baskı altında tutulmakta aba altından sopa gösterilmekte, gözaltına alınan  aydınların kiminin 2 gün traş olamadığından  uzayan sakalları  televizyonlarda yayınlanıp  çaresiz bitkin ve suçlu imajı verilerek gururları ayaklar altına alınmakta..Acaba millet olarak bunların  farkındamıyız. Bugün yargı tartışılır hale geldi, Adaletin simgesi terazili kadının gözünden bant çıkarıldı.Ayağınızı denk alın der gibi zaten gözü bağlı olsaydı  birçok haksız tutuklama olmaz belki de yakıştı bugünün şartlarına kimbilir.


 


Aynı kanı taşıdığımız Azerbeycan’la  ikili ilişkiler, Obama’nın ziyaretinden sonra kopma noktasına geldi. Ermeni lobisinin güçlü olduğu birkez daha gözler önüne serildi, şimdi bir delinin kuyuya attığı taş kendini akıllı zannedenlerce çıkarılmaya çalışılıyor.


 


İşte böyle bir ortamda  bir 19 Mayıs gençlik ve spor bayramını kutlayacağız.. Sevgili ülkem benim, sancılı ülkem  kimleri bastın bağrına ne gençler hayatıonı kaybetti şimdi yatıyorlar aslanlar gibi, kalanları topluyorlar şimdi onlar da dünün gençleri  erkek kadın, hasta, yaşlı kim varsa toplanıyor.. ve biz bu insanlarımızla bir bayram kutlayacağız 19 Mayıs 1919 ve 19 mayıs 2009  dokuzlrın çok olduğu bir tarihte millet olarak yarınımızdan beklentilerimiz azlıyor kaygılıyız. Hani derler ya dokuz doğuruyoruz bu bol dokuzlu tarihte.


 

Date: 12 May 2009, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More

3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI SESSİZ SEDASIZ GEÇTİ GİTTİ

Türkçülük, bozkurt, hesap sorulacak, vatan, ihanet, iktidar


 


Bedeni Türklük, ruhu islamiyet  olanlar Türküm demenin suç sayıldığı vatana ihanetin iktidar olduğu bir süreçte  3 Mayıs Türkçülük bayramı sessiz sedasız geçti gitti. Bir Avuç insan Nihal Atsız'ın kabrini ziyaret etti . Bazı arkadaşlar bloglarında  Bu günü anlatmaya çalıştı. Gerçek  olan ise  millet olarak yaşanamadı ve hissedilemedi.



Fakat bu başı boşluk ve güvensizlik ortamı elbet son bulacak,Atilla İlhan ın söylediği gibi dip dalgasımıdır  yoksa arkadan gelen bir  kuşakmıdır bilinmez fakat gerçek şu ki bu milletin bir kısmı ( tamamı demek artık mümkün değil) Türklüğü sorgulayanlardan birgün fena halde hesap soracaktır.

Date: 09 May 2009, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

Dosttan ötesin yüreğim de, yine de dost kalalım sadece

a-aşk, ayrılık, dost, kadın, kavga, formalite


Aşkın yolu çetindir


Buna rağmen vazgeçilemez.


En zor şartlarda bile anlaşma yapılır ayrılmak için


Bağırılır çağırılır, kavga edilir,fakat nafile


 Kağıt üzerinde formalite kalır sadece


Yanar yürekleri özlem dolu çırpınışlarla..


Anlatamazlar yüreklerine bir türlü,


Sorgularlar kendilerini  rutin yaşamlarıyla


Oysa  bilmezler yaşamda bu da varmış


Sonra taş basarlar sinelerine,


Tek kazançları dostluklarıdır arkadaşlıktan öte.


Yıpratmadan, zarar vermeden sessizce..


Devam eder dostluklar öylece


Hele birde söylemişlerse birbirlerine


Seni seviyorum diye..


Ne söylenebilir ki başka bunun üzerine


Anlaşıldı artık bu aşk gidecek kabre


Dostluklar ise kubbede hoş bir sada


İşte esas aşk bu aslında


Bitirdik aşkı deyip uysalar da kurallara


Gel gör ki yürek yanar, mide kanar


Sevgi,aşk her daim kalsın diye yapılır dualar.


Sevdiğim kadın hep dostça kal

Date: 08 May 2009, Friday
Comments (0) | Add Comment | More

Aşk bu kadar ucuz mu?


Aşk herşeyden kutsaldır,dağları deldirir, Ne varlık ve yokluk duramaz önünde, Aşk herşeyden değerlidir ona paha biçilemez. Yaşamın en önemli unsurudur Aşk o olmadan yaşamın tadı olmaz, sorsanız bir sevgiliye dünyaları bir yana aşkını bir yana ayrı tutar.Önüne geçilemez bir duygu bir şevktir öyle ki bugüne değin tarifi yapılamamıştır. Kelimelerle,sözlerle anlatılması mümkün değildir.


Peki Aşkın değeri nedir aslında?


Bir ev alırsınız belki de yıllarca birikiminizden artırarak,sonra belki o bile yetmez kredi çekersiniz borçlanarak, bütün bunlarda yeterli olmaz ve başlarsınız koşturmaya evraklar, makbuzlar, vergiler, sigortalar, yatırması beklemesi külfettir  emek ister bir tatlı telaş olmasına karşın bunalır bazen insan, ta ki  içine geçip oturuncaya kadar..Örnekler çoktur yaşamımızda  bir  emtia alırsınız arızalı çıkar onu geri vermek için birçok formalitenin yerine gelmesi gerekir tüketici mahkemesine kadar uzayan koşturmalar yaşanabilir.Herşeyin bir bedeli vardır,emek ister güç ister.


Aşk ta insanın omzuna hiç ummadık anda konduktan sonra özveri ister, sabır ister, emek ister, sadece kelime anlamıyla aşk asla baki kalamaz onu yaşatmak insanların çabalarıyla olur. Aşk çeşitlidir tanımlamalar da,  dolayısıyla yaşam da burada anlatılmak istenen aşk ise  iki sevgili arasındaki aşktır.


Gelişen süreçte, farkında olmadan bile olsa harcanan çabalar ve ruhsal bir altyapı vardır.zaman gelir, yürekler kenetlenir ve eller kenetlenir.maddi ve manevi birliktelik başlamıştır artık..


Ve birgün gelir bir hata yapılır, aşılabilecek bir durum, aşılamayacak dağlar kadar büyüyüverir biran da ve sancı başlar, çözüm aranmaz bir tarafın fevri çıkışıyla birliktelik noktalanmak istenir. Artık o andan itibaren araya gurur girmiştir birkere karşı tarafta aynı tepkiyi koyar ve yollar bir anda ayrılıverir artık sevgililer sözde ayrıdır kavga etmişler ve anlaşamamışlardır.


Bazen sadece bir kelime ELVEDA ile noktalanır  bazen bir cümleyle, bazen bir mail bazen bir telefon mesajı ile noktalanıverir bazı aşklar.


Evet  paha biçilemeyen aşk,Dünyalara değer aşk bir cümlede kaybolup gidivermiştir. Acaba böyle mi olmalıdır? Basit bir alışverişin muamelesi o kadar sürerken ,paha biçilemeyen aşk böyle mi olmalıdır. Hiç mi muhasebesi yapılmaz,hiç mi çekilen çileler hatırlanmaz,hiç mi uykusuz geceler hatırlanmaz.. Garip gelmiştir hep bana  acaba  insanların seni seviyorum derken ki samimiyeti nedir? Hep düşünmüşümdür.Neden? diye..


İşte böyledir bazı sevdalar adeta oyuncak gibi, yapbozu beraber uğraşıp yapmak sonra bir çırpıda yıkıvermek daha sonra ise tekrar yapmaya çalışmak fakat bir türlü başarılı olamamak,enazından ilki kadar başarılı olamamak, tıpkı yıkılan bir evi onarmak nasıl baştan yapmaktan  daha zorsa,aynen öyle birşey.


O zaman sadece ağızdan çıkacak bir cümleyi çok iyi düşünerek sarf etmek ve tartmak gerekmekte zira onarımı zor ifadeleri kullanmamalı insan.. Çok önemli ve fakat bir o kadar basit bir kelime  AŞK.. işleyebilene güzel, işleyemeyene Zulüm.


bir mesaj aynen şöyle:


''Canım nerdesin geldin mi. Seni çok özledim.aslında bugünü de kaçırdın sen.Galiba ben sana çok alıştım.hep dertlerim bir kenarda  seni düşünüyorum.neden Allah bizi karşılaştırdı.biliyorum ki bir gün buralardan gideceğim.sensiz duramam. Senin için her şey geçici olabilir.benim için yok ben senden hiç bir şey beklemiyorum.sadece seni sevdiğimi anlatıyorum anladın mı. Öptüm seni.''


 


Tamamen sevgiyi barındıran tek taraflı olduğu düşünülen aynı zamanda da ayrılık sinyalleri veren buna rağmen vazgeçilemeyen bir sevdanın  örneğini oluşturmakta..Hissedilenin bütün samimiyetle döküldüğü birkaç cümle ile çok şeyin anlatıldığı bir mesaj  birazda hüzün dolu

Date: 03 May 2009, Sunday
Comments (0) | Add Comment | More

Ben seni öylesine sevmedim

karabiber, aşk, ölesiye, mutlu, sevda, yarım kalan, yürek, kokladık, soluduk, inat, toprak, gurur, ölesiye, delicesine, sevmek, şiir, a*şiir


Ben seni öylesine sevmedim


Ölesiye,delicesine sevdim bir tanem,


Olmadı be güzelim yapamadım sensiz


Denedim,başaramadım, kaldım nefessiz


Acırdım hep bir cümleyle biten aşklara


Asla inanmazdım onlara, fakat bu da geldi başıma


Sadece ve sadece kuru bir elveda...


Önceleri kolay gibiydi ya sonrası?


Olmadı karabiberim olmadı..


Kızgınlık ve gurur, aşkımızın yanında kalamadı


Eriyip gidiverdi hemen,sen de ben de biliyorduk zaten


İnatlaşma olmadı,kavuştuk birbirimize


Düşündüm bütün vücudum  kaldı ter


Toprağa girmeyecekmiyiz sonunda beraber


Arkada kalanlara vermeyecekmiyiz keder


Bu kısacık hayatta  çakışan zamanlarda yaşadık


Tad aldık, kokladık, soluduk nefes aldık beraber


Ne kolay kırmıştık değil mi birbirimizi


Biliyorum hatalar oldu bahanesi


İşte bitti sevgilim, kavuştuk birbirimize


Seven yürekler kıymet bilsin Bu ders olsun size


Haydi sevdiğim sarılalım doyasıya


Yarım kalan aşklara inatla


Kaybettiğimiz aşkımızı bulduk yine


Helaldi o duygular bulundu sonunda,


Alacağız koynumuza duygularımızı


Mutlu olacağız eminim


Ben seni öylesine sevmedim güzelim


Ben seni öylesine sevmedim..


Ben seni ölesiye sevdim birtanem karabiberim.


 


 


 


 


 


Sakın haa gurur yapmayın söylüyorum size


 


 


 

Date: 03 May 2009, Sunday
Comments (0) | Add Comment | More

Karabiberime

haslet, özlem, dostluk, kaybetmek, karabiber, karabiberime, şiir


Yaşam sürerken  kendi halinde


 


Bazen karşılaşmalar olmaz vaktinde


 


Ayrı hayatlar  ayrı telaşe sürer gider


 


Ezelden ebede


 


Bir dost bulursan günün birinde


 


Kaybetme korkun olmaz zaten yerinde


 


Bir merhaba yetmez sonrasında


 


Sevinçler kederler dinlendikçe


 


İşte  arkadaşlık kutsal kelime


 


Gücünün yettiğince  ver gönlünü


 


Kimse göremeyecek  nasılsa


 


Sevgi Ateşinin külünü


 


Hiç gömmedin mi özlemlerini içine


 


Hasletlerini  sanki yüreğine


 


Hiç için acımadımı kaybettiklerine


 


Dostluk adına gün bugün o zaman


 


Artık kaybetmekten kork


 


Aynen söyle karabiberine


 


 


 


 


 


 


 


Şöyle söylemiş sevgili ; Yıllarca içimdeki  bu sevgiyi sana saklamışım meğer.Bunu bugün anladım.Seviyorum seni canımcım. Diyerek bitirmiş sözlerini dostluk kucaklayıp almış sevgiyi içine.. Şair ne güzel şiir yazmış dostluk üzerine


27.03.2009

Date: 17 March 2009, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More

Düşüncelerimi astım duvara

mısra, umutsuz, aşk, sararmış, yaprak, toprak, sakın üzülme, umursa, inanma, okyanus, zerre


 

Düşüncelerimi astım duvara


Buluşmalar  kaldı umutsuz bahara


Çektim aldım duygu derinliğinden


Bölük pörçük toz içinde  hatıraları


Hani nerede kalmış sevgi mısraları


 


Dudak bükme


Umursa, çevirirken  sararmış yaprakları


Bugüne kalan onlar, işte gerçeğin ta kendisi


Aynaya bir bak  sensin onların efendisi


Sararıp Solan benzin  tıpkı yaprak gibi


At onları çöplüğe  taş koy üstüne uçmasınlar


Tutuşmasınlar başka sevdalara karışıp


Toprağa karışsınlar seninle kucaklaşıp


 


Sakın üzülme


Dönüşüm yok diye, üzülmek değil


Hayal edecek zamanın olmayacak


Sadece gözlerin biraz yaş dolacak


Konuşamayacaksın,söyleyemeyecek


 


Sakın inanma


Bu aşk  asla bitmeyecek


Ölümsüz aşka mısralar yetmeyecek


Biliyormusun aşk  sadece bir damla


İstersen dağlara kazı adını kanla


 


Başka buluşmalar nasıl olur ki


Yokmu bunun çaresi


Cenneti, mahşeri, ahireti


Sevgiler unutulmuş sanki


Yüreklerde bir kor gibi.


 


Hani kucaklaşmalar nerede


Nerede  duvarlarda çınlayan hoş sadalar


Bir bir kopan yapraklar


Bize sevgiyi unutturdular


Düşüncelerimi astım duvara


İnanmıyorum artık onlara


 


Döndüm sırtımı gidiyorum


Yok bu gidişin dönüşü biliyorum


Söz bitti dargınım artık yaşama


Ellerim soğuk yapayalnızım


Yanıbaşımdaki fersah fersah uzakta


 


Bir tanrı ve düşüncelerimde sen


Ufuk yok odada  pencere arkada


Diktim gözümü duvarın derinliklerine


Bir okyanus gibi,her bir zerre de ararım seni


Karardı gözlerim kesildi nefesim


Özlem canıma tak etti


Yaşamda kalmadı  artık hevesim


Düşüncelerimi astım duvara


Tükendi külçe gibi bedenim.


07.03.2009 B.Çekmece

Date: 08 March 2009, Sunday
Comments (0) | Add Comment | More

Araç muayene kepazeliği

doğuş, fenni, muayene, vatandaş, mafya, peşkeş


Bizim komşu çok korkmuş bana dert yandı aynen ilk ağızdan  birebir aktarıyorum.

Doğuş grubunun alman ortağı ile beraber yetkisini aldığı araç muayene istasyonları bu aralar teftiş kurulları gibi çalışmakta araç muayene zamanı gelen sürücüler , endişe içinde.. araba kontrole giriyor ve son model cihazlarla kontrol ediliyor eksikleri araç sahibine mavi çerçeveli A4 ile bildiriliyor ve eksikleri tamamla gel deniyor.


 Elimdeki araçlardan birisi 99 model carısma araç bir önceki muayeneden arka emniyet kemeri ve far ayarı nedeniyle sınıfı geçememiş, hemen tedbir alınıyor araç oto elektrik servisine çekiliyor ve uzun kısa far ayarı yapılıyor.Ayarı yapan yıllarca ve onlarca aracımın elektrik işlerini yapan bir usta emniyet kemeri gergisi değiştiriliyor ve tekrar muayeneye gidiyor. Araç tekrar chek-up a giriyor herşey tamam bu defa far ayarı yapılmadığı söyleniyor. Söyleyen genç çalışanın yapacağı birşey yok makina öyle gösteriyor.Abi muhtemelen düğmeyi sıfırlamadan far ayarı yapmış diyor. Telefon açıyorum usta fena halde sinirleniyor kendisi oynamıştır diye tepki veriyor. Fakat ne çareki netice farların tekrar ayarlanması.


İşin kötüsü 3. defa eksikleri tamamlamadan fenni muayeneye giriyorsanız muayene ücreti olan 130 tl yi tekrar yatırmak mecburiyetindesiniz. Kavga figan ve isyan oradan ayrılıyorum ayrılırken hiç olmayan birşey oluyor müşteri olarak orada bulunan kişilere dışarda teslim edilen araç bana içerde teslim edliyor ve eksiklerinizi tamamlayıp tekrar gelin deniyor. Aksilik bu ya bende çıkarken test makinasına çarpıp parçalıyorum. Bu acı tesadüf beni çok üzüyor.Ne de olsa değerinin 2,5 milyar olduğu söyleniyor.


Ne hikmetse ben olanlara rağmen tebessüm ediyorum. Evet bir kartele peşkeş çekilen bu ihale vatandaşa işkence çektirirken birdenbire hiç hesap etmedikleri bir kontra durumla karşılaşıyorlar. Hak iddia etme durumları yok ne yapacaklarını şaşırıyorlar.


Etrafım çoluk çocuk sarılmış en yetkilisi otuzunda birdenbire kendimi yalnız hissedip telefonla arkadaşlarımı çağırıyorum. Çok korkuyorum!.. öyle ya moralim bozuk herkes kafamı ütülese de alacakları ve tutturacakları hiçbirşey yok. 10 dakika sonra bizim ekip geliyor girişte problem var gelen kalabalık bizim fukaralar güvenlik paketlenmiş içeri girilmiş.Hasar heran 100 milyar olabilir. Neyse arkadaşlarımı görünce korkum geçiyor. Konuyu fazla uzatmadan ben başka bir araçla oradan uzaklaşıyorum.


Sonra telefon çalıyor çocuğun veli toplantısı varmış onu haber veriyorlar bir yandanda planıma okulu koyuyorum.Daha marketten alışveriş yapılacak.Derdim akşam ne yemek yemeli .. derken aklıma servis istasyonu geliyor. Acaba ne oldu orada diyorum.Telefon edip durumu soruyorum.


Abi diyor ekipten biri, biz karakoldayız. hayırdır ne oldu ki!.. diyorum. Biraz kavga ettik diyor. şöyle bir düşünüyorum 130 tl nelere maloldu diye yine tebessüm ediyorum orgazm olmuş gibi sırıtıyorum. Az bile bunlara diye keyifleniyorum.


Evet az bile bunlara Bu ülkede neyi disipline bu kadar soktunuz da vatandaşa çile çektiriyorsunuz birileri ekmek yiyecekmiş lanet olsun yemesinler parmağımdan kan akıtanların bütün kanı yerlere aksın bunlara acımayacaksın adını kanun koymuşlar bak camda kanun var diyorlar ve o kağıt buruşturulup bunu söyleyenin ağzına birgüzel tıkılıyor. Kanunu koyan kim memleketi peşkeş çekenler değil mi!..


Kime peşkeş çekmişler Doğuş grubuna ve Tüvsüt- alman gubuna bununda adını bir güzel gizlemişler yapmışlar tüv-Türk hadi bakalım buradan yakın tam mafya vatandaşa çile ve masraf çektirme organizasyonu. Bu defa kayaya çarpıyorlar bu ülke de hukuk var diye yumuşak yaşamaya hala alışmamış birileri var ne mutlu.


Koyun sürüsünden uzak bağımsız haksızlığa tahammül edemeyen böyle dereye böyle köprü diyen ve dimdik ayakta duran bir jenerasyon.. Bu da lazım,kafaların uyuşturulduğu vatandaşın sindirildiği bir ortamda tekdirden anlamayanın hakkı kötektir diyen bir kısım insan mevcut ya bu ülkeye birşey olmaz. Bunlar yarın tıpkı Çavuşesku ya sordukları gibi bunlardan da hesap sorarlar. Yukarda anlatılan olay birebir  B.çekmece  de yaşandı ve daha fazlası yaşanacak insanları açlıkla terbiye edenleri AKP iktidarında gördükte, cezayla terbiye edenlere yeni yeni rastlamaya başladık . Bu millet buna da çare bulacaktır.


Evet böyle söylüyor bir komşum dert yanıyor ne olacak bizim halimiz diye ben hemen sözünü kesip anlattıklarına bakılırsa sana hiçbir şey olmaz esas bizim halimiz ne olacak diyorum. Sonra düşünüyorum bu illegalite neden diye yine düşünüyorum ve kararımı veriyorum komşu isyanında haklı devlet kurumlarına bir çete gibi sızan holdingler  soygunu bile kanuna uydurmuşlar.

Date: 13 February 2009, Friday
Comments (0) | Add Comment | More

Yerel Seçimler süreci

seöiç, belediye, vaat, sandık, yazmak, telaş, vatandaş, oy, tır, sekreter, mazot, ihale, halk, hizmet


Uzun zamanlık bir moladan sonra tekrar yazmaya başlamalı fakat nereden,gündemin  hızla değiştiği vaatlerin ekmekten önce bayatladığı siyasi bir ortama sırtını dönüp şiirle mi başlamalı  bilemiyorum ancak nasıl dilin kemiği yoksa  kalemin de yönü yok. Yaz  ne yazarsan,  sadece  yazdığının  yorumunu dinlersin. Ektikten sonra biçeceğin iyi bir yorumdur. Bazen insanlar  soru yöneltirler bilmediklerini öğrenmek için bazen de soru sorarlar kontraya düşürüp şaşırtmak için.


Yerel seçimler yaklaşırken bir aday arkadaşıma  şöyle bir soru sordum. Bu şehrin bulvarın da başını öne eğmeden kimseyi atlayıp es  geçmeden herkesle tokalaşıp hal hatır sorabilirmisin diye, aldığım yanıt evet oldu bende hayırlı olsun sen belediye başkan adayısın demiştim.O zamanlar öyle bir konumumuz vardı. Hal hatır sormak belki de en önemli şeydir insanlık adına, yoksa o bölgeyi tanımak ,  siyaseti bilmek, nüfuz sahibi olmak ya da  varlığı ve çevresi olmakta  yetmeyebilir.


Ancak gelin görün ki  adaylar  irtibat bürosu tutma araba giydirme yarışı yapmaktalar. En çok para harcayanın seçimler de bir adım önde olduğu söylenegelir, adaylar da harcadıkça harcarlar paralarını, hemen akla gelen bunun  bir yatırım ünitesi olduğu mu yoksa hizmete talip olma aşkı mı  anlamak mümkün  değildir.


Millete hizmet etmek için bu ne fedakarlıktır ki  yüz  milyarlar hatta yer yer trilyonlar harcanır. O zaman evine ekmek götürmekte zorlanan ve fakat  oy kullanmak durumun da olan halk bunlardan birine oy vermek durumundadır. Reklam ve tanıtımlara akıtılan onca servetin  hepsi heba olacak ve bir kişi kazanacaktır. Kazanan ne kazanacaktır! Halka hizmet etmeyi hak kazanacaktır. Evinde kül tablasını çöpe boşaltmaya üşenen beyzade millete hizmet etmeye hak kazanmıştır bile artık o zaman vatana millete hayırlı olsun der geçeriz ancak kafalara da şöyle bir soru isareti takılır kalır. Ortalama, bir  belde belediye başkanı    2.154 tl maaş alacaktır üstelik birde hizmete taliptir.Yani uyumayacaktır, özel yaşamından fedakarlık edecektir ve hizmet aşkı  ile de yanıp tutuşacaktır!.. Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu  gibi bir durum.


Bu dönem de  böyle bir belediye başkan adayı ile sohbet ettim. Hedefiniz nedir diye,  halka hizmet hak¨ka hizmettir deyip ağzımı kapatıverdi.15 yıldır  zaten başkansınız yani üç dönem,  bu dönem de kazanırsanız belediye başkanlığından emekli olmayı mı düşünüyorsunuz gibi güya kontra  bir soru sordum ellerimi ovuşturarak gelecek yanıtı merakla beklemeye başladım. Öyle ya  belki eksiklenir bu kadar  yeter der diye bekledim fakat aksine yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali yanıt  hemen geliverdi. Halkın teveccühü herşeyin önünde beni halk istiyor. olaylar benim iradem dışında tecelli ediyor gibi edebi bir dille vazgeçilmezleri oynayarak hazır cevaplılığını da gösteriverdi.


İçimde bir yerlerden  vurmanın tuzak sorular sormanın heyecanı daha da artmış devam ediyorum. Birazdan Kamyoncular derneğine gideceksiniz  mazotun litresinin kaç para olduğunu biliyormusunuz diye soruyorum  şaşırıyor biran duraklamadan sonra  vallahi bilmiyorum deyince  karşımdakini mars etmenin hazzı ile soru yağmuru başlıyor. Peki ekmek kaç para !.. Yine yanıt yok, bölgenizdeki  ihlal edilen sit alanlarının bilançosunu  çıkarttınız mı  .. yine tık yok finali  bir soruyla yaptım , herkes minibüs otobüs giydiriken siz dev bir TIR giydirmişsiniz çok ihtişamlı görünüyor. şakayla karışık  siz malı TIR la mı götüreceksiniz diyorum. Biraz mahçup olmasını beklerken aksine gülüyor ve lakayt bir edayla  daha arkadan filo geliyor diyor. Evet bu söyleşi kelimesi kelimesine Büyükçekmece de geçti.


Sonra kendi kendime soruyorum  bu kadar harcama niye.adeta akıtılan  servetler karşılığında kat be kat geriye tahvilinin düşünüldüğü ve milletin gözünün içine baka baka  ve üstelik onların oyları ile koltuğa oturup burnundan kıl aldırmayan takımı yine sahne de  yanına selavatla gidersiniz beş tane sekreteri atlatmanız gerek bir şekilde alınan randevular da  nadiren saatinde  odasında bulursunuz zat- alilerini ..


İşte böyle bir seçim sürecinin sonuna yaklaşırken   gittikçe hız kazanan yarış sonunda  geriye kalan  mal müdürlüğünden   50 tl para almayı bekleyen yorgun sandık görevlileri, caddeler de direklerde sarkan bayrak ve pankartların görüntü kirliliği kalır sonra da  yeni ihalelere hazırlanan  birgün de kurulmuş şirketlerin telaşı başlar. Evet 2009 yerel seçimleri de bundan farklı geçeceğe ve sonlanacağa benzemiyor. Şimdi o kutsal sayılan bir oyumuzu kullanmak için gerine gerine seçim sandığı başına gider ve elimiz mahkum oyumuzu kullanırız. Bir seçim dönemi de böyle geçip gider.


 


 

Date: 03 February 2009, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More

Tatil de İnternet öncesini yaşamak

tatil, internet, aktivite, aksama, paylaşım


Geçirdiğim kısa bir tatil sürecinde  sorguladığım konulardan birisiydi “İnternet”. İnternet dönemi öncesi ve sonrası.. Tatil öncesi  ve sonrası ile çakışıvermişti.


Tatil de adeta internet öncesi dönemi yaşadım. Düzenli yemek, spor , dinlenme ve eğlence. Zira İnternet birçok aktivitemin önüne bir set çektiği gibi itiraf etmek gerekirse bazen günlük rutin programlarımı da etkiliyordu. Kısa ve mütevazi  tatil bile  bana oldukça iyi geldi  diye düşünüyorum.


Aslında günlük yaşamından fedakarlık etmeyen ve fakat gece uykusundan birkaç saat çalan, bunun yanında  ertesi güne  düşük verimi miras bırakan bir  yaklaşım ve ayrılan zaman dilimi. Bu zaman dilimi ki, çarkın kırık bir dişlisi gibi..


O zaman ne yapmalıyım diye düşündüm. Belki bunun kestirmesi  fırsat buldukça  internete zaman ayırmak olabilir. Fakat bulunan zaman fırsatları aralığına  esinlerin sığmayabileceğini düşündüm. Blogculuk bir koşturmaca gibidir. Kah gündem, kah yaratılan konular, aktüel, mizah, teknoloji, magazin, spor vs.. Sadece bir konuya endekslenmek  saplantı gibi gelir bana, örneğin sadece siyaset ya da spor gibi. O Halde normal yaşamımı etkilemeyecek  şekil de  zaman ayırmak  ve  sağlıklı yazmak.


Gazeteci gibi değil de,  örneğin gündemi oluşturan konuları  kısa pasajlar halinde işlemenin yanında  şahsi  görüşlerine de yer vermenin  bloğa  bir renk katacağını düşünürüm.


Her ne kadar  gazeteden, TV den, İnternetten uzak ıssız bir ada da tatil yapmasam da, bu ortamlar da ikinci plan da kaldıklarına şahit oldum. İnternet bir defa ortak konumuz oldu arkadaşlarla o da  çekilen resimlerin paylaşımı noktasında birbirimize  e-mail adreslerimizi vermiş olmamız  başka da bir esprisi yoktu. Tıpkı önceden  önceden olduğu gibi çekilen resimleri çoğaltıp birbirimize postalama uygulamasının aynısı.. Bunun yanında hızlı iletişimin, paylaşım, tartışma ortamı, mesaj ve mutabakatın hız kazandığı  ortam.


Evet tatilimi bugün bitirdim  ve  aklımdan,  dinlenmiş olmama karşın strese hoş geldin demek geldi. Zira tatile çıkarken ertelediğim  bazı  uğraşlar beni bekliyordu. Temkinli ve düzenli olarak dalacaktım farklı bir yaşama tekrar. Yine de hayatın tadı bu değil mi? Telaşıyla, üzüntüsü, sevinci ile  olacakları yaşamaya aday  bir insan gibi.

Date: 04 September 2008, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

Erişim Engellemeye Son

erişim, blog, site, yasak, sansür, protesto, onverita, teşekkür, ulu önder, Atatürk, emek, ekran karartma, sembolik, dayanışma, önemsenme, dikkate alınma, voltaire, istisna


Bilindiği üzere Ülkemizde son zamanlar da  erişimi engelenen sitelerin sayısı artmaya başladı.  Blog siteleri de kendi  ölçülerinde  protestoya başladılar bile , bu sitelerin dayanışması ve  beraber verilen tepkiler blogculuğun yarını için  sağlam bir temel taşı olacağı kesin, bunca emeğin pamuk ipliğine bile değil sadece bir tuş darbesine yenik  düştüğü  blog dünyasında  böylesine sembolikte olsa  tepkilerin önemsenmesi  gerekir. Zira bu önemsenme  ardından dikkate alınmayı  getirir.


Bu tepkiyi koyan ve bu yazıyı yazmama sebep olan blog sitelerinden birisi de hasbelkader yazmaya çalıştığım “Onverita.com” sitesiydi.


"Söylediklerini kabul etmeyebilirim; ama söyleme hakkını ölünceye kadar savunurum" Voltaire


Sloganı ile  blog yaşamına devam eden  site  Son zamanlar da erişimi engellenen  sayıları yüzü aşkın sitelerin  kapatılmasını  protesto etmek amacıyla,  birçok site gibi kendi  kendine sansür koydu ve  ve giriş  sayfalarında bu site  kendi kararıyla siteye girişi engellemiştir  manşetiyle  üye ve ziyaretçilerine duyurdu. Bu protestoyu  istisnalar haricinde destekliyorum. İstisna ise  Ulu önder Mustafa Kemal  Atatürk’ün aşağılandığı gerekçesi ile kapatılan you tube’u  destekleyen görüşler.


Gönül ister ki hiçbir site  kapatılmasın ancak Millet olarak hassasiyetlerimizin başında gelen ve olması da  gereken  Büyük kurtarıcı Atatürk’ün  bazı kişi ve çevreler tarafından  adeta you tube’ a girişe engel olmaya sebep olan  bir  kişi olarak bakılmaya başlanmasıdır.  Maalesef ki yasağın olduğu  bu dönem içinde dahi   yasak olan siteye dolaylı yollardan nasıl giriş  sağlanır  tarifi marifetmiş gibi  yapanlar olmuştur..


Millet olarak hassas olduğumuz olmazsa olmaz  konular  haricin de  sitelerin etik değerler dışında politik nedenlerle kapatılmasına hepimiz karşı olmalıyız.


Onverita  yönetimine,  bizlere   hakikaten  bu anlamlı ve buruk  şakayı yaptıkları ve heyecanlandırdıkları için   sitem  etmenin yanında  aslında  bu doğru  girişimin  ve mağdur sitelere destek vermesi noktasın da ne kadar  teşekkür etsek azdır. Bu cesaretli  tutumlarından dolayı onları kutluyor  ve   teşekkür ediyorum.

Date: 20 August 2008, Wednesday
Comments (0) | Add Comment | More

Osetya'da gazetecilere saldırı

osetya, savaş, muhabir, yaralı, önlem, emniyet


Gürcistan’ın  Güney Osetya bölgesine göreve giden  gazetecilerimiz uğradıkları saldırıda yaralandılar. Levent  Öztürk sol gözünü kaybederken, Güray Ervin omuzundan yaralandı. Belki de hayatlarını kaybedebilirlerdi. Bu üzücü olay sonrası gazetecilerin  bilhassa adına “ Savaş muhabiri” denen basın mensuplarının  böyle  gündelik kıyafetleri ile şehir içinde tur atar gibi çatışma bölgelerine gitmeleri düşündürücüdür.



Gazeteciler branşların da gerekli eğitimi almalarına karşın bu tip meşakkatli bölgeler de görev alan muhabirlerin özel eğitimden geçirilmeleri ,  gerekli teçhisatla donatılmaları gerekmektedir. Kaldı ki gazeteciler tampon bölgelerden uzaktan çekim  yapmalı,  emniyetli noktalarda konuşlanmalıdır.



Filistin Gazze şeridin de  çatışmanın ortasında kalan bir gazeteci vurulduktan sonra  kamerasını yere bırakmış sürünerek ilerlerken  belki de öleceğini bilmeden ölümünden önceki son anları kamerası  tarafından görüntülenmişti. Yani kendi ölümünü çekmişti. Ellerinde  sadece kameraları ve fotoğraf makinaları olan bu masum hizmet insanları maalesef gerekli tedbir alınmadan savaş alanlarına, çatışma bölgelerine gönderilmektedir.



İnsan hayatının görev adına bu kadar ucuzlatılmaması noktasında  gazetecilerimizin de kendilerini  sorgulamaları gerekmektedir. Yoksa  Haber yapmaya giderken haber olmak  hele birde acıyla bitiyorsa pek kahramanlık sayılmaz.



Beklentimiz odur ki, bundan sonra  gazeteciler cemiyeti de gerekli ikazı yapar ve tedbirleri alır. Öte yandan  gazetecilerin saldırıya  uğraması  olayı uluslar arası savaş hukukunun  ayaklar altına alındığının somut bir örneğidir. Güney osetya daki bu  saldırı  gazetecilerin tedbirsizliği üzerine yıkılacak bir olay  olmadığı aşikardır. Uluslar arası  platformlarda resmi ağızlar tarafından  şiddetle kınanmalıdır.

Date: 18 August 2008, Monday
Comments (0) | Add Comment | More

Vatandaşın merak ettikleri

vatandaş, kapanma, çifte standart, baskın


Ülke gündemimiz Akp'nin kapatılma davası. Bütün dikkatler 28 Temmuz da. Yaşanan bu süreçte muhalefet önemli bir girişim yapamadı. Adeta günebirlik açıklamalar içinde boğuldu ve dava sürecini gözden kaçırarak tarihi bir hata yaptı. Vatandaş gemicikle oynatılırken Tsunami gözlerden kaçırıldı.


Vatandaş soruyor zira kafasında birçok soru işareti mevcut. Bunlardan birisi artık beraber yaşamaya alıştığımız bir konu. Kapatılması gündem de olan  İktidardaki  Adalet ve kalkınma partisinin  tek başına nasıl devleti yönetmeğe devam ettiği sorusu.


Hemen akla gelen suçlunun suçu sabit olmadıkça suçlu sayılamayacağı ilkesi. O halde türlü konular da  hakların da mahkeme açılan kişiler ya da oluşum mensupları  niçin tutuklandı. Mahkeme de belgeler olduğu için değil mi? Peki  AKP’ ye  dava  açıldığı halde niçin olur olmaz saatlerde  baskınlarla  gözaltına alınıp tutuklanmadılar? Mahkemenin elinde belgeler  mevcut değilmliydi. İşgöremez raporu verilen  kişi nasıl çalışamıyorsa bireysel  ve kurumsal  bileşkenin getirdiği nedenle işgöremez bir parti hala niçin görev de  biri çıkıp vatandaşa anlatsın.


Vatandaş soruyor. Bu ne rahatlıktır ki  hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Operasyon yapılması gerekenler operasyon yapıyorlar. Çıkartılan kararnamelerle  anlık operasyonlarla  görevden almalar ve vekaleten atamalar . Bunlar ne demek? İstifa etmeleri gerekmez mi? Böyle olmuyormuydu. Hakkında  suçlama yapılan bir bürokrat istifa eder mahkemeyi kazandığın da  görevinin başına  döner, kaybederse  cezasını çekmezmiydi. Bu boşluk niye? Olacaklar önceden belli mi. Senaryo hazır da vatandaşın haberimi yok.


Masa da duran  kapatma  davasında mahkeme   parti kapatmaya karar verirse, davanın açıldığı tarihle   kapatılma tarihi arasında kalan süreçte  hükümetin yaptığı icraatlar ne olacak? Geçersiz mi sayılacak yoksa “Devletin devamlılığı esastır” deyimi bu boşluğa oturtularak  geriye dönük araştırmalar yapılamayacak mı? Eğer araştırma  yapılacaksa bunu yargı yapmayacağına göre ! Peki  mevcut  diğer  siyasilerin bu konuda genel bir gensoru araştırması girişimine  şahit olduk mu? Hayır. Olacakmıyız? Hiç sanmıyorum. Sonuç  geçmişe yönelik birkaç gensoru dışında konuların üzerine bir perde çekilecek. Bu siyasi fetret  döneminde  yapanın yanına kar kalacak.


Muhtemelen gelen de  enkaz edebiyatını hortlatacak. Vatandaş soruyor. Peki bizim halimiz ne olacak?

Date: 24 July 2008, Thursday
Comments (3) | Add Comment | More

Bir kalemde silinmek ve SİLMEK.!

ALIŞKANLIK, BLOGCULUK, HÜRRİYET GAZETESİ, BİZE ANLATILMAYAN GİZLİ PLANLAR, KARİZMA NASIL ÇİZİLİR, ONPUNTO NİÇİN KAPATILDI, FATİH ÇEKİRGE


Alışkanlık


İnsan yaşamında bazı alışkanlıklar kazanır iyi ya da kötü bunlar öyle bir siner ki insanın yaşamına  yanlışlarını fark etse de ben buyum diyerek değiştirme yoluna gitmez.  Kendisinin doğrusu ile yanlışı ile  bir yere oturtmuştur artık .. Bu tutucu bir davranış gibi görünse de aslında bu kişi boş durmaz çağın gerektirdiği birçok yeniliğe ayak uydurur  ve  sürdürdüğü yaşamın da yine de bu huyunu su yüzüne çıkarmadan duramaz.


Okumak ve yazma ihtiyacı yanında okunmak ve yazılmakta bazılarına nasip olur. Hasbelkader  bu süreç içinde kendimizi  blog dünyası nda bulmuşuzdur.  Yazarız çizeriz resimleriz  esas olan  anafikir etrafı süslenir de süslenir.  yazılar ve yorumlar kişiye göre öyle değişiklik gösterir ki bunların adeta  bir araya gelmesi imkansız sanırsınız sanki bir gök taşının dünya’ya çarpma olasılığı gibi bir şey.


Fakat  blog dünyasının sihri işte tam bu nokta da başlar. Farklı görüşten insanlar yazı ve yorumlarıyla bu nokta da karşı karşıya kalır  hatta tartışıp hesaplaşırlar bile,  olması zor bir unsur blog dünyası sayesinde  ortaya çıkıverir ve sonra bu da benimsenir .Tartıştığınız insanların yazılarını bile okur yorumlar yaparsınız bu bazen tatmin, bazen taşlama, bazen  takdir bile olabilir.


Bu platformlar özgür oldukça varlıklarını sürdürebilirler. Eğer birilerinin liderliği ve finansmanı ile blog hayatınızı devam etiriyorsanız  sırtınızda  aynı zamanda taşıması zor bir yük taşıyorsunuz demektir.


Bende üç beş sitede yazdıktan sonra kardeşimin tavsiyesi ile bir blog dünyasına yani  Hürriyet Matbaacılık a.ş  ye ait  altmedyası   “Onpunto  Yenimedya “  da yazmaya başladım. Yazdık, çizdik arkadaşlar edindik , dostluklar kuruldu.  Sonra birden bire bir günah keçisi ortaya yem olarak atılarak yani biz yapmadık o yaptı mantığı ile.. Hemde hiç haber vermeden mesaj bile çekmeden bir açıklama yapmadan tabi bu durum  yani tutum ve davranış Onpunto ya gönül vermiş hatta ömrün kıymetli saatlerini ve günlerini vermiş yazan arkadaşlara tokat gibi geldi. Yani ”KÖLE MANTIĞI”  “BOŞOL BOŞOL BOŞOL” diyen örümcek kafalar gibi


Şimdi işin altında şunu aramadan geçemiyorum.  Çok basit bir detay  fakat sizinle paylaşmadan edemeyeceğim.  Acaba diyorum?  PROFESYONEL BİR  EDİTÖRÜN  yazdığı yazıya yapılan az yorum sayısı  ya da hakaret içeren bir yorum bu duruma yol açabilir mi? AÇABİLİR….


Acaba diyorum Hürriyetin iktidara yaklaşımı konusunda bir değişiklik olabilir mi? Ve bunu blog yazarlarına yansıtma durumu direk olarak olamayacağından  endirek olarak kapama yoluna gidilebilir mi? GİDİLEBİLİR…


Şunu da bir soru olarak ortaya atıyorum Acaba  diyorum Türbanından tutunda Ergenekon’una kadar iktidardan tutun da  muhalafetine  kadar yazılan yazılar dolayısı ile biraz da hakaret içeren yazılar olabilir mi? OLABİLİR.


Peki son olarak Ulu önder “ ATATÜRK”  Yazıları yazan ve bugünle o dönemi mukayese eden ve eleştiren arkadaşların yazıları birilerini rahatsız eder de  Hürriyet bundan baskı görmüş olabilir mi? MAALESEF OLABİLİR. Bunun başka bir tanımı yok  Hürriyet bünyesinde  muhtemelen kurulacak bir blog servisini katılmadan fakat dikkatle takip edeceğim. Yazanından yorumlayanına kadar.


Bu İnternet ve blog Dünyasında bir skandaldır. Üç beş kuruşun hesabını yapan medya patronları ve onun blog dünyasındaki uzantıları  karizmasını yerle bir etmekle kalmamış.  Sermaye ve kaynak olarak kendinden fersah fersah küçük olan fakat aslanlar gibi dik duran blog dünyasının ayakları altında paspas olmuşlardır.


Güç kimde ise ben onun yanındayım diyen arkadaşlara diyecek bir sözüm yok. Birileri çıkıp açıklama yapmadığı sürece bu kara  lekeyi  Hürriyet taşımaya devam edecektir. Zira sözleşme şartlarında denmiyor mu “ Hakaret içeren sözler sahibini bağlr diye..!! “ Bir yerde bir yanlışlık var.


 


 

Date: 10 July 2008, Thursday
Comments (2) | Add Comment | More

Onpunto nun başına gelenler

Onpunto kapatıldı, çekirge, fatih


Merhaba Bugün üyesi bulunduğum  Tüm hakları  Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş ye ait olan bunun alt medyası   “ Yenimedya Onpunto” nun  aniden  ekranının karartılmasından ve yazan blogcularına  arşiv yazılarınızı 31 Temmuz’a kadar alın, bu tarihten sonra “Onpunto” yayın hayatına tamamen son verecektir.  İkazı  ile akabinde  Yüzlerce  blogcu , günlük  yirmibinin üzerinde okunma rakamına ulaşan  site de müthiş bir gerilime,  üzüntüye  ve telaşa  boğulmuştur.


Başını Fatih Çekirgenin çektiği söylenen bu  kapatma ile ilgili olarak da  site de yayınlanan bazı yazıların sakıncalı ve hakaret  içeren yazılar bulunduğu sebebiyle kapatıldığı öne sürülmektedir.


Düşünce özgürlüğü çerçevesinde  yazılan eleştirel yazılar hakaret olarak  nitelendiriliyorsa durum vahim, yok birkaç  hakaret içeren yazıdan dolayı bu kapatma yapılıyorsa  yazık ..!


Onpunto Yenimedya   böyle bir süreç yaşadı. Gelmek istediğim nokta şu  yazan arkadaşların hayal kırıklığı yanında  bir bütün olarak arayışa başlamaları doğal olmakla beraber zor görünmekte, birkaç site de birden yazan arkadaşlar için durum o kadar vahim olmasa da  yine de alıştığı arkadaşlardan kopmak zor olsa gerek   yani olsa olsa on  veya yirmi arkadaşla iletişim kurabilir ve arkadaşlık tazeleyebilirsin oysa mesele bu da değil  birçok insana ulaşamadığımız gibi  paylaşım  açlığı vurur insanların kafasına, farklı arkadaşlardan mahrum kalabilir kendine bir tuş kadar yakın olan insanlar bir sis bulutu arkasında kalıverir endişesi sarmıştır düşünceleri.


Yazmaksa,  taşa kazımak , mektuba yazmakta aynıdır aslında hepsinde bir fikir beyanı , bir paylaşım  ve iletişim vardır. Oysa o insanların taşını alıp yere çarparsanız  ve mektubunu alıp yırtarsanız  o nokta da isyan başlar tıpkı benim şimdi isyan ettiğim gibi. Bu konuda bütün blogcu arkadaşları ve blog sitelerini duyarlı olmaya ve dayanışmaya davet ediyorum.


Zira yarın diğer bloglarında aynı sıkıntıyı yaşamayacakları ne malum. Düşünce birliği ve destek her şeyin başı..

Date: 09 July 2008, Wednesday
Comments (2) | Add Comment | More

Ampul Hikayesi

ampul, deneme, ders, ağız


 


Olayın kahramanları, iki üniversite öğrencisi...
Koyu geyik muhabbetinin
düğümlendiği durumlardan birinde,bu iki
kafadar bir iddiaya girer....
 
Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulü ağzına tamamen
sığdırabileceğini iddia eder.... Evet yanlış okumadınız,
bildiğiniz 100 mumluk
ampulü... ve sığdırır da.
 
Ancak bir sorun vardır.Ampulü ağzından geri çıkaramamaktadır. Arkadaşı hayret eder bu nasıl iş diye, o da
evdeki başka bir ampulü ağzına sokar ve tabi ki o da çıkaramaz. Bunun üzerine iki kafadar
hastanenin yolunu tutmaya karar verirler. Ağızlarında ampul olduğu halde bir taksiye atlarlar. Konuşma zorluğu çekerek güya taksiciye dertlerini
anlatırlar.Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken bir taraftan da 'nasıl olur abi ya, uğraşsanız çıkar, bir
asılın şuna, şaka mı yapıyorsunuz ?'
diye söylenmektedir. Neyse akşamın bir
yarısında acile gelirler. Taksici ayrılır. Doktorlar çocukları
beklemeleri için bir odaya alır.Veeee,
aradan 15 dakika geçmeden taksici
kapıda görünür; tabii ağzında
bir ampulle. Amcam çocuklara inanmamış, açık olan bir marketten
ampul almış ve
denemiştir !! Şimdi anladınız mı Ampul Partisi'nin Türkiye'de
nasıl iktidara
geldiğini?

BİR ŞEY OLMAZ DİYE HERKES DENEDİ VE GÖRDÜK
ÇIKARAMIYORUZ.
 
OY VERİRKEN İYİ DÜŞÜNÜN, AMPUL
BU SEFER
AĞZIMIZDAN ÇIKMIYOR...

YARIN ÖYLE BİR YERE GİRERKİ DOKTORA BİLE
GİDEMEZSİNİZ.

SEÇİMLERE AZ KALDI ,BİR DAHA SAKIN DENEMEYE
KALKMAYIN!!!

Date: 24 May 2008, Saturday
Comments (3) | Add Comment | More

Bugün Marmara ya açıldım..

Marmara, düşünceler, nadas, sessiz, özgür


Bugün Denize açıldım Marmara’da ,balıkçılık  oynadık sabahın ilk ışıklarında ,gün ağardıkça binalar çıktı ortaya ,şöyle bir baktım. Uzaktan sahile binalar yoldan geçen arabalar belli belirsiz ışıldamaya başlamıştı doğan güneş’in ışıklarıyla,kuytu yerlerdeki cadde ışıklarının belli belirsiz  sönmediğini fark ettim. Güneş yükseldikçe bağrımda kenetlediğim ellerim çözüldü.Yine de rüzgar üşüten cinstendi. Düz akşamın  sabahlamasının ardından böyle  denize açılmakta nerden çıkmıştı şimdi. Neyse dedim kendi kendime  uyduk imama  diye söylendim. Uykusuzluğun, yorgunluğun ardından böyle deniz fantazisine ne gerek vardı diye düşünürken  kadim dostumun sesiyle irkilip döndüm. Geldi dedi hey maşallah tamam dedim torik tuttu herhalde  10 santimlik istavrit herhalde gözüme benimde torik gibi göründü o an  balık bahane, sahili  ve ufku seyre alıp  düşünceleri nadasa bırakmışım sanki boş boş bakıyorum çevreye,uzaklardan çarşaf gibi görünen deniz nasılda kabarıkmış meğerse  12 metrelik tekne zaman  zaman  yatıyor kalkıyor.


 


Sahildeki evlere daldı gözüm orada yaşayan insanlar, okul çağında çocuklar, gençler yaşlılar yani insanlar o evlerin içinde, sonra  gözüm oturduğum bölgeye doğru  çevrildi  belli belirsiz binaların pencereleri ufacık ve ben o pencerelerden birinin ardında yazıyorum çiziyorum,okuyorum,dinleniyorum diye düşündüm. Sanki  bütün sorumluluklardan uzak  sessiz özgür bir ortamın kısa bir sürede olsa   ruhen gereksinim olduğunu düşündüm. Sabah 06 ile 09 saatleri arasındaki o 3 saat gibi kısa süre bana hiç bitmeyecekmiş gibi geldi.


    


Denizin ortasında  uzaklarda bir yerde  iki sivri akıllı, bir an kendimi  Dünyadan kopmuş hissine kapılıp evi telefonla arayıp yerimi tarif ettim. Uzaktan  bir tekne gördüğünü  çocuk  söyleyince  rahatladım. Sanki göremiyorum dese iptal olacağız  hissi mi ne ! Zaten bizden başka da akıllı yoktu denizde ..Evet  Dünyadan kopmamıştım. Bizim çocuk vay canına  Ne zaman kalktın ne zaman gittin ne zaman açıldınız . Diye serzenişte bulunup ekmek ve gazete talep edince tamam dedim . Dünya ile bağlantı kurulmuştur. Haydi kanki dönelim. Ne o dedi kanki  daha karpuz keseceğdik… Hadi  yeter bu kadar dedim . Dönüş başladı Güneş yükseliyordu ben bir yandan  olta takımlarını toplarken kanki  yol almaya başlamıştı bile sahil gittikçe yaklaşıyordu. Yaklaştıkça  yoldan geçen arabaların sesleri bile gelmeye başlamıştı  ve  sonra sahilde sabah sporu yapan insanlar  görünmeye başladı. Karasal  yaşama doğru yolculuk  bittiğinde bir bardak çaydan başka bir şey düşünmüyordum. Yazdığım şu sıralarda yine pencereden  denize bakıyorum,deniz boş ve sakin çarşaf gibi…

Date: 24 May 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

Merhaba İnube

Merhaba, blog, İnube, katılım


Merhaba


22Mayıs 2008 tarihii itibariyle  aranıza katılmış bulunmaktan memnuniyet duyuyorum.Bloğumda zaman zaman genel içerikli konular hakkında duygu ,düşünce ve hedeflerimi belirteceğim .İnube'yı kısa zamanda anlayacağımı tahmin ediyorum. Kapsamı içinde ilgili konu başlıklarıyla yazılarım olacak.İnube ailesine  sevgi ve saygıyla selamlarımı sunarım.

Date: 22 May 2008, Thursday
Comments (3) | Add Comment | More


Latest Entries

taslak
taslak
Bir yudum özlem
El sallamayacağım ardından
Teslim olmaz yüreğin

Latest Comments

onverita.com: Selamlar, Onverita, Onpuntodan...
 nelly: BENCE HAVANDA SU DÖVÜYORLAR....
 wind: Onpunto farklı ve özeldi,ail...
 Hayta: Wind aslında fazla da büyüt...
 Hayta: Moladan kasıt tatilse iyi, i...
 wind: Ellerine sağlık arkadaşım....
 wind: Skandallar rutinimiz oldu,yanl...
 yasardilsiz: Ak Parti aklanmaktan kaçıyor...
 nelly: hayattorlak bu konuda Yaşar D...
 wind: hoş geldiniz:)...

Search