Seninle kapayacağım gözlerimi
Özleyerek öleceğim biliyorum
Yetmeyecek bana elini tutmak
Yüreğini versen de hibe edip
Yüklesem de yüreğimin üstüne
Ağırlaşsa da yetmeyecek biliyorum
Son durağımsın bu dünya da
Yıllar geçse de umursamıyorum
Hüzne yelken açmış gidiyorum
Nerdesin bir tanem
Seni çok merak ediyorum.
Comments (0) | Add Comment | More
Seninle kapayacağım gözlerimi
Özleyerek öleceğim biliyorum
Yetmeyecek bana elini tutmak
Yüreğini versen de hibe edip
Yüklesem de yüreğimin üstüne
Ağırlaşsa da yetmeyecek biliyorum
Son durağımsın bu dünya da
Yıllar geçse de umursamıyorum
Hüzne yelken açmış gidiyorum
Nerdesin bir tanem
Seni çok merak ediyorum.
Comments (0) | Add Comment | More
Sabah kahvemi yudumlarken
Her yudum da düşündüm seni
Acılar yudumladım sessizce
Gözyaşlarım karıştı özlemine
Damla damla yollar açtı telvelerin de
Yolun bahtın açık dediler falım da
Gözyaşlarıyla sulanmış yollarım da
Özlem yudumladım
Yudum yudum sevgi aradı dudaklarım
Fincanın bir köşesinde
Bilmem ki yar kim bilir şimdi nerede
Arkama yaslandım öylece
Ufka daldı gözlerim
Aklıma geldi bir bir söylediğin sözlerin
Sen çaresiz ben çaresiz
Hayal ettim düşündüm o okyanus gözlerin
Hayat Torlak 30.06.2009 B.Çekmece
Comments (0) | Add Comment | More
Bunun adı ayrılık değil ki Sakın bitti sanma
Aksine nadasa bıraktım sevgimi Sana inatla..
Uyku girmesin, yaşla dolsun gözlerin
Ah ettim sana, unutmadım söylediğin sözlerin..
İzlemekle geçecek ömrüm, erirken gözümün önünde
Bitmedi daha söyleyecek sözüm var benim de..
Öyle olsun, sadece kuru bir veda
Bilmiyorsun hayatını ettin sen feda
Sokak sokak dolaşacaksın çıkmazlar da
Yolun düşecek sonunda açık sokağıma
Geçip gideceksin fark etmeden yine
Uzanıp giden bir meçhule,
El bile sallamayacağım ardından
Biliyorum günlerin olacak zindan.
Bense güzellikler düşüneceğim
Teselli vereceğim yüreğime
Vefasız yürekler unutturur acıyı,
Varsın olsun çeksin gönlüm bu sancıyı
Ayrılık bu değil, acıyla sarmaş dolaş
Kopamayacaksın özlemlerinden
Yaşayacaksın içinde büyük bir savaş
Unutma senin değil artık nadasa bıraktığım bu sevda
Yelken açıp gidecek bu yürek,, sevginin izi kalsa da
Ben, yalnız özlemlerimle baş başa
Sen, yalnız meçhule giden yolda tek başına
Ah ettim sana sakın bunu unutma
Elveda güzelim elveda sana.
Hayat Torlak 2009-06-05
B.çekmece
Comments (0) | Add Comment | More
Yalnız kalırız bazen
Yanımız da onca dost, arkadaş varken
Bir bakmışsın yapayalnız bir köşe de
Kimseye minnet etmez yüreğin yine de
Düşünürsün sadece, aklına bile gelmez
Onlarla varolan benliğin durur öylece
Kağıt gibi buruşturulup atılmışsındır oysa
Hatırlanmadığın sürece..
Figan etmezsin başın dik
Gönlünün boynu bükük sadece
Elin titrer dikemezsin bir sökük
Yabancı ellere teslimken bedenin
Direnir teslim olmaz o mağrur yüreğin
Parsellenmiş gönül pencerelerin
Bir bir kapanmaya başladığında
Anlarsın ki yara büyük ve derin.
Sevgi, nankörlüğe yenik düşmüştür
Nankörlük öfkeye..
Öfke bırakır kendini sessizliğe.
Gömülür kalırsın öylece..
Ortalık inadına sakin mi sakin
Zannedersin kıyamet kopacak
Bütün alem ayağa kalkacak
Oysa ayağa kalkamayan sensin
Yetmez artık yürümeye mecalin.
Gönlünün gülleri bir bir solacak
O güzel bahçe elbet kuruyacak
Kalkamazsın altından o büyük özlemin
Susup kalırsın, gururun döver ruhunu
Mahkum olursun yalnızlığa
Gerçekleşmeyecek asla hayalin
Teslim olacak nihayet Hüda’ya bedenin
Hayat Torlak 05.06.2009 B.Çekmece
Comments (0) | Add Comment | More
Bitmeyecekmiş gibi görünen bir günün akşamında
Gün solarken, düşerken gölgeler yere, için acıdı mı
Hatırladın mı geçen günleri,
İnadına unutmamasına iddiaya girer gibi
İnat ettin mi zorlayıp da kendini
Tebessüm ettin mi içinin acıma pahasına
Sordun mu vicdanına, yüzleştin mi onunla
Bundan sonra hayatında yer bıraktın mı ona?
Umudun kaldı mı mutlu sona ulaşacağına
Yoksa…
Tükendin mi, Tükettiler mi seni
İyi düşün!.. yoksa sen mi tükettin kendini.
Yüreğimi emdin bir vampir gibi
Şimdi ne kaldı geriye sadece ve sadece
Dudaklarında kırmızı bir leke
Bense kansız kalmaktan öte
Ruhsuz kalmışım sayende
Yaptığın bana bir işkence.
Ne yardan geçerim ne serden diye diye
Hapsettin beni gönlünün derinliklerine
Çıkamıyorum kurtar beni
Diye dua ediyorum rabbime
Elbet birgün gelip de çıkarsam düzlüğe
Boynum bükük olacak biliyorum
Yine koşacağım yarime
Acı panzehir olurmuş mutluluğa
Bir anlık mutluluğa değer bunca çile
Hayat Torlak mayıs 2009 Bozcaada
Comments (0) | Add Comment | More
Gidiyorum buralardan özlem pahasına
Olmuyor olmadı olmayacak
Yokum buralarda artık yüreğim burada kalacak
Bırakıp gidiyorum aklım burada olsa da
Her şey boş her şey yalan anladım
Kandırmalardayım yine kendimi
Çok zor biliyorum bu aşkın nedeni
Hüsrandan bıktım usandım
Gidiyorum her şeyi güzel bırakıp
Sanki hep sürecekmiş gibi sanıp
Oyalanmak üzere tek başına inadına
Yolcuyum gidiyorum binip kanadına
Kırık dökük virane hayaller
Ne olur ki umut etseler
Ağlayıp hıçkırsalar neye yarar ki
Kucaklasalar ne olur ki sanki
Aldılar beni gidiyorum
Beklenen yere nazla niyazla
Kazandı o bıraktı beni kedere
El salladım ülkeme acı içime düşse de
Ummadığım sevdalar bekliyor orada belki
Unutturacakmış gibi geliyor bana sanki
Ben hala onun hayalinde dinlerim besteleri
Düşünür dururum söylenen sözleri
Aklım orada kalmış belli
Anlaşıldı döneceğim ihtimal ki
Yok yok bırakmıyorlar beni
Cezam kesilmiş bırakmıyorlar artık
Çekeceğim bu hapsi
Biliyorum özlemeye vaktim kalmayacak
Belki yarına güneş doğmayacak
Ufuklara dalıp gidecek
Adını yazmaya elim varmayacak.
Bu muydu sevda bumuydu aşk
Hep engellerle meşk
Olmadı bee acı düştü içime
İster aşıkım ister seviyorum de
Olmadı güzelim acılar kaldı yine bize
Kanun bu söyleyecek söz yok size
Acı keder ve özlem, her biri oldu bir dize
Of Allah ım of isyan günahım olsun
Yeter ki seven sözünde dursun
Uzaklarda olsak da gönüller bir olsun
Hayat Torlak Nisan 2009 Bozcaada
Comments (0) | Add Comment | More
Mısralar dizeler döktüm yare, ne oldu?
Hayal dünyam da, hülyalarım soldu.
Aşkı yaşadığımı zannettim bir an!.
İçimden geçenleri dinledim
Söyleyemediklerimi söyledim.
Sende biliyorsun ki hepsi oldu yalan
Sürçi lisan ettim belki de
Saygısızlık ne kelime!..
Her zerresi indi yüreğime lime lime..
Yazdığım bir kenar da, yaşadıklarım öyle
Geçti şimdi hepsi oldu yalan..
Elimizde bir dünyamız vardı oda edildi talan.
Haksızlık edip geçmişi yok saydım,
Yaşayamadığım anları yaşadım sandım
Kandırdım kendimi boşu boşuna
Neler vermedim ki o yarin uğruna!..
Şimdi yok artık söyleyecek bir sözüm
Kurudu yüreğim kalmadı özüm
Bir o vardı bıraktı gitti
Bir ben kaldım ben de gidiyorum şimdi
Kitaplar yazdım sayfa sayfa
Hepsini sığdıramadım bir taşa
Doğum ölüm ve ruhuna el Fatiha
Kavuşurum belki gerçek sevgiye
Cennet dalında öter zümrüdü anka
Yüzleşmeler başlar o zaman
Suçlusun hesap veremezsin inan
Seninle yaşadığım her an ceza oldu bana
Aşkına mahkum bir suçlu gibi
Duymasan da, bunu söylüyorum sana
Comments (0) | Add Comment | More
Sürdüm mermiyi namluya bekliyorum
Hata yapma vururum yemin ediyorum
Kafes içinde çırpınan yaralı aslan gibiyim
Anla artık hiç şansın yok güzelim
Gül seven katlanır dikenine
Sen bir nankörsün sevmek senin neyine
Cesaret ister yürek ister aşk ve sevgi
Sonra anlaşılır birbirinin olmayınca dengi
Hayaller söner gider benizin rengi
Başlar bir koşturmaca bir telaş
Sen sen ol güzelim önce kendini aş
................
................

Comments (0) | Add Comment | More
Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün arkadaşlarıyla bağımsızlığa attığı ilk adım olan 19 Mayıs Gençlik ve spor bayramı Ulusumuza hayırlı olsun, kutlu olsun.Bize bugünleri yaşatanları rahmet ve minnetle anıyoruz.
Bayramının kutlanmasından öte artık ayrışmanın göze çarptığı günler haline gelen bu özel günler sevinçle beraber sıkıntıları da beraberinde getirmekte. Bilhassa son10 yıl göz önüne alınacak olursa gençlerin bayramda giyecekleri kıyafetler tartışılıp durmakta.Hatırlarsınız bazı illerimizde çarşaflarıyla törene katılan gruplar mevcuttu. Atatürk’ün kurduğu ve çağdaş uygarlık hedeflenerek çıkılan yolda adeta bir takoz gibi yol tıkayan görüntülere şahit olmuştuk.
Adı üzerinde Gençlik ve Spor, gençliğin temsil ettiği spor kıyafetlerle gösteri ve yürüyüşlerin düzenli olarak yapıldığı meydanlar, şehir caddeleri ve stadyumlar da yapılan programlarla kutlanan bu bayram da çığırından çıkarılmaya çalışıldı. Bazı valiler sorgulandı, savunmaları alındı temsili dendi geçildi. Oysa öyle geçiştirilecek küçük konular olmadığını arkasında dağ gibi bir karanlığın olduğunu ve ülkeyi tehdit ettiğini çoğumuz bilmekteyiz.
Bu demek değil ki Genç kızlarımız mayolarla çıksınlar bu da çağdaşlık ölçüsü olamaz tabi fakat makul ölçülerde ve günün amacına uygun spor giysiler ile gösteri mahiyetindeki folklor ekiplerinin yöresel kıyafetleri mutlaka gerekli, farklı yöre, farklı kültürlerin buluştuğu Anadolu insanımızın taşıdığı renkleri hepimiz içimize sindiririz. Ancak bunu kötüye kullanmak isteyenler, kutuplaşma yaratmak isteyenler artık gizli değil aşikar yapıyorlar, hatta bayramlarda inadına direnip tartışma yaratıyorlar.
bir şeylere alıştırılmak isteniyoruz. Hatırlarsınız Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde yer yerinden oynamıştı. Türban köşke çıkamaz diye insanlar meydanlara çıkmıştı ne oldu? Türban köşke çıktı. Sonra ne oldu? Hiçbir şey!. alıştırıldık ve konu gündemden düştü kapandı gitti unutmayalım! bu kişiler Türkiye’yi Avrupa insan hakları mahkemesine şikayet etmişti.
Demem o ki, kurbağa misali yine ısıtılmaktayız , kurbağa misali kaynadığımı anladıktan sonra iş işten geçmiş olacak.
Yine unutmayalım ki bugün Türkiye’nin birçok gerçek anlamda aydınları artık baskı altında tutulmakta aba altından sopa gösterilmekte, gözaltına alınan aydınların kiminin 2 gün traş olamadığından uzayan sakalları televizyonlarda yayınlanıp çaresiz bitkin ve suçlu imajı verilerek gururları ayaklar altına alınmakta..Acaba millet olarak bunların farkındamıyız. Bugün yargı tartışılır hale geldi, Adaletin simgesi terazili kadının gözünden bant çıkarıldı.Ayağınızı denk alın der gibi zaten gözü bağlı olsaydı birçok haksız tutuklama olmaz belki de yakıştı bugünün şartlarına kimbilir.
Aynı kanı taşıdığımız Azerbeycan’la ikili ilişkiler, Obama’nın ziyaretinden sonra kopma noktasına geldi. Ermeni lobisinin güçlü olduğu birkez daha gözler önüne serildi, şimdi bir delinin kuyuya attığı taş kendini akıllı zannedenlerce çıkarılmaya çalışılıyor.
İşte böyle bir ortamda bir 19 Mayıs gençlik ve spor bayramını kutlayacağız.. Sevgili ülkem benim, sancılı ülkem kimleri bastın bağrına ne gençler hayatıonı kaybetti şimdi yatıyorlar aslanlar gibi, kalanları topluyorlar şimdi onlar da dünün gençleri erkek kadın, hasta, yaşlı kim varsa toplanıyor.. ve biz bu insanlarımızla bir bayram kutlayacağız 19 Mayıs 1919 ve 19 mayıs 2009 dokuzlrın çok olduğu bir tarihte millet olarak yarınımızdan beklentilerimiz azlıyor kaygılıyız. Hani derler ya dokuz doğuruyoruz bu bol dokuzlu tarihte.
Comments (0) | Add Comment | More
3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI SESSİZ SEDASIZ GEÇTİ GİTTİ
Bedeni Türklük, ruhu islamiyet olanlar Türküm demenin suç sayıldığı vatana ihanetin iktidar olduğu bir süreçte 3 Mayıs Türkçülük bayramı sessiz sedasız geçti gitti. Bir Avuç insan Nihal Atsız'ın kabrini ziyaret etti . Bazı arkadaşlar bloglarında Bu günü anlatmaya çalıştı. Gerçek olan ise millet olarak yaşanamadı ve hissedilemedi.

![]()
![]()
Fakat bu başı boşluk ve güvensizlik ortamı elbet son bulacak,Atilla İlhan ın söylediği gibi dip dalgasımıdır yoksa arkadan gelen bir kuşakmıdır bilinmez fakat gerçek şu ki bu milletin bir kısmı ( tamamı demek artık mümkün değil) Türklüğü sorgulayanlardan birgün fena halde hesap soracaktır.
Comments (0) | Add Comment | More
Dosttan ötesin yüreğim de, yine de dost kalalım sadece
Aşkın yolu çetindir
Buna rağmen vazgeçilemez.
En zor şartlarda bile anlaşma yapılır ayrılmak için
Bağırılır çağırılır, kavga edilir,fakat nafile
Kağıt üzerinde formalite kalır sadece
Yanar yürekleri özlem dolu çırpınışlarla..
Anlatamazlar yüreklerine bir türlü,
Sorgularlar kendilerini rutin yaşamlarıyla
Oysa bilmezler yaşamda bu da varmış
Sonra taş basarlar sinelerine,
Tek kazançları dostluklarıdır arkadaşlıktan öte.
Yıpratmadan, zarar vermeden sessizce..
Devam eder dostluklar öylece
Hele birde söylemişlerse birbirlerine
Seni seviyorum diye..
Ne söylenebilir ki başka bunun üzerine
Anlaşıldı artık bu aşk gidecek kabre
Dostluklar ise kubbede hoş bir sada
İşte esas aşk bu aslında
Bitirdik aşkı deyip uysalar da kurallara
Gel gör ki yürek yanar, mide kanar
Sevgi,aşk her daim kalsın diye yapılır dualar.
Comments (0) | Add Comment | More
Aşk herşeyden kutsaldır,dağları deldirir, Ne varlık ve yokluk duramaz önünde, Aşk herşeyden değerlidir ona paha biçilemez. Yaşamın en önemli unsurudur Aşk o olmadan yaşamın tadı olmaz, sorsanız bir sevgiliye dünyaları bir yana aşkını bir yana ayrı tutar.Önüne geçilemez bir duygu bir şevktir öyle ki bugüne değin tarifi yapılamamıştır. Kelimelerle,sözlerle anlatılması mümkün değildir.
Peki Aşkın değeri nedir aslında?
Bir ev alırsınız belki de yıllarca birikiminizden artırarak,sonra belki o bile yetmez kredi çekersiniz borçlanarak, bütün bunlarda yeterli olmaz ve başlarsınız koşturmaya evraklar, makbuzlar, vergiler, sigortalar, yatırması beklemesi külfettir emek ister bir tatlı telaş olmasına karşın bunalır bazen insan, ta ki içine geçip oturuncaya kadar..Örnekler çoktur yaşamımızda bir emtia alırsınız arızalı çıkar onu geri vermek için birçok formalitenin yerine gelmesi gerekir tüketici mahkemesine kadar uzayan koşturmalar yaşanabilir.Herşeyin bir bedeli vardır,emek ister güç ister.
Aşk ta insanın omzuna hiç ummadık anda konduktan sonra özveri ister, sabır ister, emek ister, sadece kelime anlamıyla aşk asla baki kalamaz onu yaşatmak insanların çabalarıyla olur. Aşk çeşitlidir tanımlamalar da, dolayısıyla yaşam da burada anlatılmak istenen aşk ise iki sevgili arasındaki aşktır.
Gelişen süreçte, farkında olmadan bile olsa harcanan çabalar ve ruhsal bir altyapı vardır.zaman gelir, yürekler kenetlenir ve eller kenetlenir.maddi ve manevi birliktelik başlamıştır artık..
Ve birgün gelir bir hata yapılır, aşılabilecek bir durum, aşılamayacak dağlar kadar büyüyüverir biran da ve sancı başlar, çözüm aranmaz bir tarafın fevri çıkışıyla birliktelik noktalanmak istenir. Artık o andan itibaren araya gurur girmiştir birkere karşı tarafta aynı tepkiyi koyar ve yollar bir anda ayrılıverir artık sevgililer sözde ayrıdır kavga etmişler ve anlaşamamışlardır.
Bazen sadece bir kelime ELVEDA ile noktalanır bazen bir cümleyle, bazen bir mail bazen bir telefon mesajı ile noktalanıverir bazı aşklar.
Evet paha biçilemeyen aşk,Dünyalara değer aşk bir cümlede kaybolup gidivermiştir. Acaba böyle mi olmalıdır? Basit bir alışverişin muamelesi o kadar sürerken ,paha biçilemeyen aşk böyle mi olmalıdır. Hiç mi muhasebesi yapılmaz,hiç mi çekilen çileler hatırlanmaz,hiç mi uykusuz geceler hatırlanmaz.. Garip gelmiştir hep bana acaba insanların seni seviyorum derken ki samimiyeti nedir? Hep düşünmüşümdür.Neden? diye..
İşte böyledir bazı sevdalar adeta oyuncak gibi, yapbozu beraber uğraşıp yapmak sonra bir çırpıda yıkıvermek daha sonra ise tekrar yapmaya çalışmak fakat bir türlü başarılı olamamak,enazından ilki kadar başarılı olamamak, tıpkı yıkılan bir evi onarmak nasıl baştan yapmaktan daha zorsa,aynen öyle birşey.
O zaman sadece ağızdan çıkacak bir cümleyi çok iyi düşünerek sarf etmek ve tartmak gerekmekte zira onarımı zor ifadeleri kullanmamalı insan.. Çok önemli ve fakat bir o kadar basit bir kelime AŞK.. işleyebilene güzel, işleyemeyene Zulüm.
bir mesaj aynen şöyle:
''Canım nerdesin geldin mi. Seni çok özledim.aslında bugünü de kaçırdın sen.Galiba ben sana çok alıştım.hep dertlerim bir kenarda seni düşünüyorum.neden Allah bizi karşılaştırdı.biliyorum ki bir gün buralardan gideceğim.sensiz duramam. Senin için her şey geçici olabilir.benim için yok ben senden hiç bir şey beklemiyorum.sadece seni sevdiğimi anlatıyorum anladın mı. Öptüm seni.''
Tamamen sevgiyi barındıran tek taraflı olduğu düşünülen aynı zamanda da ayrılık sinyalleri veren buna rağmen vazgeçilemeyen bir sevdanın örneğini oluşturmakta..Hissedilenin bütün samimiyetle döküldüğü birkaç cümle ile çok şeyin anlatıldığı bir mesaj birazda hüzün dolu
Comments (0) | Add Comment | More
Ben seni öylesine sevmedim
Ölesiye,delicesine sevdim bir tanem,
Olmadı be güzelim yapamadım sensiz
Denedim,başaramadım, kaldım nefessiz
Acırdım hep bir cümleyle biten aşklara
Asla inanmazdım onlara, fakat bu da geldi başıma
Sadece ve sadece kuru bir elveda...
Önceleri kolay gibiydi ya sonrası?
Olmadı karabiberim olmadı..
Kızgınlık ve gurur, aşkımızın yanında kalamadı
Eriyip gidiverdi hemen,sen de ben de biliyorduk zaten
İnatlaşma olmadı,kavuştuk birbirimize
Düşündüm bütün vücudum kaldı ter
Toprağa girmeyecekmiyiz sonunda beraber
Arkada kalanlara vermeyecekmiyiz keder
Bu kısacık hayatta çakışan zamanlarda yaşadık
Tad aldık, kokladık, soluduk nefes aldık beraber
Ne kolay kırmıştık değil mi birbirimizi
Biliyorum hatalar oldu bahanesi
İşte bitti sevgilim, kavuştuk birbirimize
Seven yürekler kıymet bilsin Bu ders olsun size
Haydi sevdiğim sarılalım doyasıya
Yarım kalan aşklara inatla
Kaybettiğimiz aşkımızı bulduk yine
Helaldi o duygular bulundu sonunda,
Alacağız koynumuza duygularımızı
Mutlu olacağız eminim
Ben seni öylesine sevmedim güzelim
Ben seni öylesine sevmedim..
Ben seni ölesiye sevdim birtanem karabiberim.
Sakın haa gurur yapmayın söylüyorum size
Comments (0) | Add Comment | More
Yaşam sürerken kendi halinde
Bazen karşılaşmalar olmaz vaktinde
Ayrı hayatlar ayrı telaşe sürer gider
Ezelden ebede
Bir dost bulursan günün birinde
Kaybetme korkun olmaz zaten yerinde
Bir merhaba yetmez sonrasında
Sevinçler kederler dinlendikçe
İşte arkadaşlık kutsal kelime
Gücünün yettiğince ver gönlünü
Kimse göremeyecek nasılsa
Sevgi Ateşinin külünü
Hiç gömmedin mi özlemlerini içine
Hasletlerini sanki yüreğine
Hiç için acımadımı kaybettiklerine
Dostluk adına gün bugün o zaman
Artık kaybetmekten kork
Aynen söyle karabiberine
Şöyle söylemiş sevgili ; Yıllarca içimdeki bu sevgiyi sana saklamışım meğer.Bunu bugün anladım.Seviyorum seni canımcım. Diyerek bitirmiş sözlerini dostluk kucaklayıp almış sevgiyi içine.. Şair ne güzel şiir yazmış dostluk üzerine
27.03.2009
Comments (0) | Add Comment | More
Düşüncelerimi astım duvara
Buluşmalar kaldı umutsuz bahara
Çektim aldım duygu derinliğinden
Bölük pörçük toz içinde hatıraları
Hani nerede kalmış sevgi mısraları
Dudak bükme
Umursa, çevirirken sararmış yaprakları
Bugüne kalan onlar, işte gerçeğin ta kendisi
Aynaya bir bak sensin onların efendisi
Sararıp Solan benzin tıpkı yaprak gibi
At onları çöplüğe taş koy üstüne uçmasınlar
Tutuşmasınlar başka sevdalara karışıp
Toprağa karışsınlar seninle kucaklaşıp
Sakın üzülme
Dönüşüm yok diye, üzülmek değil
Hayal edecek zamanın olmayacak
Sadece gözlerin biraz yaş dolacak
Konuşamayacaksın,söyleyemeyecek
Sakın inanma
Bu aşk asla bitmeyecek
Ölümsüz aşka mısralar yetmeyecek
Biliyormusun aşk sadece bir damla
İstersen dağlara kazı adını kanla
Başka buluşmalar nasıl olur ki
Yokmu bunun çaresi
Cenneti, mahşeri, ahireti
Sevgiler unutulmuş sanki
Yüreklerde bir kor gibi.
Hani kucaklaşmalar nerede
Nerede duvarlarda çınlayan hoş sadalar
Bir bir kopan yapraklar
Bize sevgiyi unutturdular
Düşüncelerimi astım duvara
İnanmıyorum artık onlara
Döndüm sırtımı gidiyorum
Yok bu gidişin dönüşü biliyorum
Söz bitti dargınım artık yaşama
Ellerim soğuk yapayalnızım
Yanıbaşımdaki fersah fersah uzakta
Bir tanrı ve düşüncelerimde sen
Ufuk yok odada pencere arkada
Diktim gözümü duvarın derinliklerine
Bir okyanus gibi,her bir zerre de ararım seni
Karardı gözlerim kesildi nefesim
Özlem canıma tak etti
Yaşamda kalmadı artık hevesim
Düşüncelerimi astım duvara
Tükendi külçe gibi bedenim.
07.03.2009 B.Çekmece
Comments (0) | Add Comment | More
Doğuş grubunun alman ortağı ile beraber yetkisini aldığı araç muayene istasyonları bu aralar teftiş kurulları gibi çalışmakta araç muayene zamanı gelen sürücüler , endişe içinde.. araba kontrole giriyor ve son model cihazlarla kontrol ediliyor eksikleri araç sahibine mavi çerçeveli A4 ile bildiriliyor ve eksikleri tamamla gel deniyor.
Elimdeki araçlardan birisi 99 model carısma araç bir önceki muayeneden arka emniyet kemeri ve far ayarı nedeniyle sınıfı geçememiş, hemen tedbir alınıyor araç oto elektrik servisine çekiliyor ve uzun kısa far ayarı yapılıyor.Ayarı yapan yıllarca ve onlarca aracımın elektrik işlerini yapan bir usta emniyet kemeri gergisi değiştiriliyor ve tekrar muayeneye gidiyor. Araç tekrar chek-up a giriyor herşey tamam bu defa far ayarı yapılmadığı söyleniyor. Söyleyen genç çalışanın yapacağı birşey yok makina öyle gösteriyor.Abi muhtemelen düğmeyi sıfırlamadan far ayarı yapmış diyor. Telefon açıyorum usta fena halde sinirleniyor kendisi oynamıştır diye tepki veriyor. Fakat ne çareki netice farların tekrar ayarlanması.
İşin kötüsü 3. defa eksikleri tamamlamadan fenni muayeneye giriyorsanız muayene ücreti olan 130 tl yi tekrar yatırmak mecburiyetindesiniz. Kavga figan ve isyan oradan ayrılıyorum ayrılırken hiç olmayan birşey oluyor müşteri olarak orada bulunan kişilere dışarda teslim edilen araç bana içerde teslim edliyor ve eksiklerinizi tamamlayıp tekrar gelin deniyor. Aksilik bu ya bende çıkarken test makinasına çarpıp parçalıyorum. Bu acı tesadüf beni çok üzüyor.Ne de olsa değerinin 2,5 milyar olduğu söyleniyor.
Ne hikmetse ben olanlara rağmen tebessüm ediyorum. Evet bir kartele peşkeş çekilen bu ihale vatandaşa işkence çektirirken birdenbire hiç hesap etmedikleri bir kontra durumla karşılaşıyorlar. Hak iddia etme durumları yok ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
Etrafım çoluk çocuk sarılmış en yetkilisi otuzunda birdenbire kendimi yalnız hissedip telefonla arkadaşlarımı çağırıyorum. Çok korkuyorum!.. öyle ya moralim bozuk herkes kafamı ütülese de alacakları ve tutturacakları hiçbirşey yok. 10 dakika sonra bizim ekip geliyor girişte problem var gelen kalabalık bizim fukaralar güvenlik paketlenmiş içeri girilmiş.Hasar heran 100 milyar olabilir. Neyse arkadaşlarımı görünce korkum geçiyor. Konuyu fazla uzatmadan ben başka bir araçla oradan uzaklaşıyorum.
Sonra telefon çalıyor çocuğun veli toplantısı varmış onu haber veriyorlar bir yandanda planıma okulu koyuyorum.Daha marketten alışveriş yapılacak.Derdim akşam ne yemek yemeli .. derken aklıma servis istasyonu geliyor. Acaba ne oldu orada diyorum.Telefon edip durumu soruyorum.
Abi diyor ekipten biri, biz karakoldayız. hayırdır ne oldu ki!.. diyorum. Biraz kavga ettik diyor. şöyle bir düşünüyorum 130 tl nelere maloldu diye yine tebessüm ediyorum orgazm olmuş gibi sırıtıyorum. Az bile bunlara diye keyifleniyorum.
Evet az bile bunlara Bu ülkede neyi disipline bu kadar soktunuz da vatandaşa çile çektiriyorsunuz birileri ekmek yiyecekmiş lanet olsun yemesinler parmağımdan kan akıtanların bütün kanı yerlere aksın bunlara acımayacaksın adını kanun koymuşlar bak camda kanun var diyorlar ve o kağıt buruşturulup bunu söyleyenin ağzına birgüzel tıkılıyor. Kanunu koyan kim memleketi peşkeş çekenler değil mi!..
Kime peşkeş çekmişler Doğuş grubuna ve Tüvsüt- alman gubuna bununda adını bir güzel gizlemişler yapmışlar tüv-Türk hadi bakalım buradan yakın tam mafya vatandaşa çile ve masraf çektirme organizasyonu. Bu defa kayaya çarpıyorlar bu ülke de hukuk var diye yumuşak yaşamaya hala alışmamış birileri var ne mutlu.
Koyun sürüsünden uzak bağımsız haksızlığa tahammül edemeyen böyle dereye böyle köprü diyen ve dimdik ayakta duran bir jenerasyon.. Bu da lazım,kafaların uyuşturulduğu vatandaşın sindirildiği bir ortamda tekdirden anlamayanın hakkı kötektir diyen bir kısım insan mevcut ya bu ülkeye birşey olmaz. Bunlar yarın tıpkı Çavuşesku ya sordukları gibi bunlardan da hesap sorarlar. Yukarda anlatılan olay birebir B.çekmece de yaşandı ve daha fazlası yaşanacak insanları açlıkla terbiye edenleri AKP iktidarında gördükte, cezayla terbiye edenlere yeni yeni rastlamaya başladık . Bu millet buna da çare bulacaktır.
Evet böyle söylüyor bir komşum dert yanıyor ne olacak bizim halimiz diye ben hemen sözünü kesip anlattıklarına bakılırsa sana hiçbir şey olmaz esas bizim halimiz ne olacak diyorum. Sonra düşünüyorum bu illegalite neden diye yine düşünüyorum ve kararımı veriyorum komşu isyanında haklı devlet kurumlarına bir çete gibi sızan holdingler soygunu bile kanuna uydurmuşlar.
Comments (0) | Add Comment | More
Uzun zamanlık bir moladan sonra tekrar yazmaya başlamalı fakat nereden,gündemin hızla değiştiği vaatlerin ekmekten önce bayatladığı siyasi bir ortama sırtını dönüp şiirle mi başlamalı bilemiyorum ancak nasıl dilin kemiği yoksa kalemin de yönü yok. Yaz ne yazarsan, sadece yazdığının yorumunu dinlersin. Ektikten sonra biçeceğin iyi bir yorumdur. Bazen insanlar soru yöneltirler bilmediklerini öğrenmek için bazen de soru sorarlar kontraya düşürüp şaşırtmak için.
Yerel seçimler yaklaşırken bir aday arkadaşıma şöyle bir soru sordum. Bu şehrin bulvarın da başını öne eğmeden kimseyi atlayıp es geçmeden herkesle tokalaşıp hal hatır sorabilirmisin diye, aldığım yanıt evet oldu bende hayırlı olsun sen belediye başkan adayısın demiştim.O zamanlar öyle bir konumumuz vardı. Hal hatır sormak belki de en önemli şeydir insanlık adına, yoksa o bölgeyi tanımak , siyaseti bilmek, nüfuz sahibi olmak ya da varlığı ve çevresi olmakta yetmeyebilir.
Ancak gelin görün ki adaylar irtibat bürosu tutma araba giydirme yarışı yapmaktalar. En çok para harcayanın seçimler de bir adım önde olduğu söylenegelir, adaylar da harcadıkça harcarlar paralarını, hemen akla gelen bunun bir yatırım ünitesi olduğu mu yoksa hizmete talip olma aşkı mı anlamak mümkün değildir.
Millete hizmet etmek için bu ne fedakarlıktır ki yüz milyarlar hatta yer yer trilyonlar harcanır. O zaman evine ekmek götürmekte zorlanan ve fakat oy kullanmak durumun da olan halk bunlardan birine oy vermek durumundadır. Reklam ve tanıtımlara akıtılan onca servetin hepsi heba olacak ve bir kişi kazanacaktır. Kazanan ne kazanacaktır! Halka hizmet etmeyi hak kazanacaktır. Evinde kül tablasını çöpe boşaltmaya üşenen beyzade millete hizmet etmeye hak kazanmıştır bile artık o zaman vatana millete hayırlı olsun der geçeriz ancak kafalara da şöyle bir soru isareti takılır kalır. Ortalama, bir belde belediye başkanı 2.154 tl maaş alacaktır üstelik birde hizmete taliptir.Yani uyumayacaktır, özel yaşamından fedakarlık edecektir ve hizmet aşkı ile de yanıp tutuşacaktır!.. Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu gibi bir durum.
Bu dönem de böyle bir belediye başkan adayı ile sohbet ettim. Hedefiniz nedir diye, halka hizmet hak¨ka hizmettir deyip ağzımı kapatıverdi.15 yıldır zaten başkansınız yani üç dönem, bu dönem de kazanırsanız belediye başkanlığından emekli olmayı mı düşünüyorsunuz gibi güya kontra bir soru sordum ellerimi ovuşturarak gelecek yanıtı merakla beklemeye başladım. Öyle ya belki eksiklenir bu kadar yeter der diye bekledim fakat aksine yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali yanıt hemen geliverdi. Halkın teveccühü herşeyin önünde beni halk istiyor. olaylar benim iradem dışında tecelli ediyor gibi edebi bir dille vazgeçilmezleri oynayarak hazır cevaplılığını da gösteriverdi.
İçimde bir yerlerden vurmanın tuzak sorular sormanın heyecanı daha da artmış devam ediyorum. Birazdan Kamyoncular derneğine gideceksiniz mazotun litresinin kaç para olduğunu biliyormusunuz diye soruyorum şaşırıyor biran duraklamadan sonra vallahi bilmiyorum deyince karşımdakini mars etmenin hazzı ile soru yağmuru başlıyor. Peki ekmek kaç para !.. Yine yanıt yok, bölgenizdeki ihlal edilen sit alanlarının bilançosunu çıkarttınız mı .. yine tık yok finali bir soruyla yaptım , herkes minibüs otobüs giydiriken siz dev bir TIR giydirmişsiniz çok ihtişamlı görünüyor. şakayla karışık siz malı TIR la mı götüreceksiniz diyorum. Biraz mahçup olmasını beklerken aksine gülüyor ve lakayt bir edayla daha arkadan filo geliyor diyor. Evet bu söyleşi kelimesi kelimesine Büyükçekmece de geçti.
Sonra kendi kendime soruyorum bu kadar harcama niye.adeta akıtılan servetler karşılığında kat be kat geriye tahvilinin düşünüldüğü ve milletin gözünün içine baka baka ve üstelik onların oyları ile koltuğa oturup burnundan kıl aldırmayan takımı yine sahne de yanına selavatla gidersiniz beş tane sekreteri atlatmanız gerek bir şekilde alınan randevular da nadiren saatinde odasında bulursunuz zat- alilerini ..
İşte böyle bir seçim sürecinin sonuna yaklaşırken gittikçe hız kazanan yarış sonunda geriye kalan mal müdürlüğünden 50 tl para almayı bekleyen yorgun sandık görevlileri, caddeler de direklerde sarkan bayrak ve pankartların görüntü kirliliği kalır sonra da yeni ihalelere hazırlanan birgün de kurulmuş şirketlerin telaşı başlar. Evet 2009 yerel seçimleri de bundan farklı geçeceğe ve sonlanacağa benzemiyor. Şimdi o kutsal sayılan bir oyumuzu kullanmak için gerine gerine seçim sandığı başına gider ve elimiz mahkum oyumuzu kullanırız. Bir seçim dönemi de böyle geçip gider.
Comments (0) | Add Comment | More
Tatil de İnternet öncesini yaşamak
Geçirdiğim kısa bir tatil sürecinde sorguladığım konulardan birisiydi “İnternet”. İnternet dönemi öncesi ve sonrası.. Tatil öncesi ve sonrası ile çakışıvermişti.
Tatil de adeta internet öncesi dönemi yaşadım. Düzenli yemek, spor , dinlenme ve eğlence. Zira İnternet birçok aktivitemin önüne bir set çektiği gibi itiraf etmek gerekirse bazen günlük rutin programlarımı da etkiliyordu. Kısa ve mütevazi tatil bile bana oldukça iyi geldi diye düşünüyorum.
Aslında günlük yaşamından fedakarlık etmeyen ve fakat gece uykusundan birkaç saat çalan, bunun yanında ertesi güne düşük verimi miras bırakan bir yaklaşım ve ayrılan zaman dilimi. Bu zaman dilimi ki, çarkın kırık bir dişlisi gibi..
O zaman ne yapmalıyım diye düşündüm. Belki bunun kestirmesi fırsat buldukça internete zaman ayırmak olabilir. Fakat bulunan zaman fırsatları aralığına esinlerin sığmayabileceğini düşündüm. Blogculuk bir koşturmaca gibidir. Kah gündem, kah yaratılan konular, aktüel, mizah, teknoloji, magazin, spor vs.. Sadece bir konuya endekslenmek saplantı gibi gelir bana, örneğin sadece siyaset ya da spor gibi. O Halde normal yaşamımı etkilemeyecek şekil de zaman ayırmak ve sağlıklı yazmak.
Gazeteci gibi değil de, örneğin gündemi oluşturan konuları kısa pasajlar halinde işlemenin yanında şahsi görüşlerine de yer vermenin bloğa bir renk katacağını düşünürüm.
Her ne kadar gazeteden, TV den, İnternetten uzak ıssız bir ada da tatil yapmasam da, bu ortamlar da ikinci plan da kaldıklarına şahit oldum. İnternet bir defa ortak konumuz oldu arkadaşlarla o da çekilen resimlerin paylaşımı noktasında birbirimize e-mail adreslerimizi vermiş olmamız başka da bir esprisi yoktu. Tıpkı önceden önceden olduğu gibi çekilen resimleri çoğaltıp birbirimize postalama uygulamasının aynısı.. Bunun yanında hızlı iletişimin, paylaşım, tartışma ortamı, mesaj ve mutabakatın hız kazandığı ortam.
Evet tatilimi bugün bitirdim ve aklımdan, dinlenmiş olmama karşın strese hoş geldin demek geldi. Zira tatile çıkarken ertelediğim bazı uğraşlar beni bekliyordu. Temkinli ve düzenli olarak dalacaktım farklı bir yaşama tekrar. Yine de hayatın tadı bu değil mi? Telaşıyla, üzüntüsü, sevinci ile olacakları yaşamaya aday bir insan gibi.
Comments (0) | Add Comment | More
Bilindiği üzere Ülkemizde son zamanlar da erişimi engelenen sitelerin sayısı artmaya başladı. Blog siteleri de kendi ölçülerinde protestoya başladılar bile , bu sitelerin dayanışması ve beraber verilen tepkiler blogculuğun yarını için sağlam bir temel taşı olacağı kesin, bunca emeğin pamuk ipliğine bile değil sadece bir tuş darbesine yenik düştüğü blog dünyasında böylesine sembolikte olsa tepkilerin önemsenmesi gerekir. Zira bu önemsenme ardından dikkate alınmayı getirir.
Bu tepkiyi koyan ve bu yazıyı yazmama sebep olan blog sitelerinden birisi de hasbelkader yazmaya çalıştığım “Onverita.com” sitesiydi.
"Söylediklerini kabul etmeyebilirim; ama söyleme hakkını ölünceye kadar savunurum" Voltaire
Sloganı ile blog yaşamına devam eden site Son zamanlar da erişimi engellenen sayıları yüzü aşkın sitelerin kapatılmasını protesto etmek amacıyla, birçok site gibi kendi kendine sansür koydu ve ve giriş sayfalarında bu site kendi kararıyla siteye girişi engellemiştir manşetiyle üye ve ziyaretçilerine duyurdu. Bu protestoyu istisnalar haricinde destekliyorum. İstisna ise Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aşağılandığı gerekçesi ile kapatılan you tube’u destekleyen görüşler.
Gönül ister ki hiçbir site kapatılmasın ancak Millet olarak hassasiyetlerimizin başında gelen ve olması da gereken Büyük kurtarıcı Atatürk’ün bazı kişi ve çevreler tarafından adeta you tube’ a girişe engel olmaya sebep olan bir kişi olarak bakılmaya başlanmasıdır. Maalesef ki yasağın olduğu bu dönem içinde dahi yasak olan siteye dolaylı yollardan nasıl giriş sağlanır tarifi marifetmiş gibi yapanlar olmuştur..
Millet olarak hassas olduğumuz olmazsa olmaz konular haricin de sitelerin etik değerler dışında politik nedenlerle kapatılmasına hepimiz karşı olmalıyız.
Onverita yönetimine, bizlere hakikaten bu anlamlı ve buruk şakayı yaptıkları ve heyecanlandırdıkları için sitem etmenin yanında aslında bu doğru girişimin ve mağdur sitelere destek vermesi noktasın da ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu cesaretli tutumlarından dolayı onları kutluyor ve teşekkür ediyorum.
Comments (0) | Add Comment | More
Osetya'da gazetecilere saldırı
Gürcistan’ın Güney Osetya bölgesine göreve giden gazetecilerimiz uğradıkları saldırıda yaralandılar. Levent Öztürk sol gözünü kaybederken, Güray Ervin omuzundan yaralandı. Belki de hayatlarını kaybedebilirlerdi. Bu üzücü olay sonrası gazetecilerin bilhassa adına “ Savaş muhabiri” denen basın mensuplarının böyle gündelik kıyafetleri ile şehir içinde tur atar gibi çatışma bölgelerine gitmeleri düşündürücüdür.
Gazeteciler branşların da gerekli eğitimi almalarına karşın bu tip meşakkatli bölgeler de görev alan muhabirlerin özel eğitimden geçirilmeleri , gerekli teçhisatla donatılmaları gerekmektedir. Kaldı ki gazeteciler tampon bölgelerden uzaktan çekim yapmalı, emniyetli noktalarda konuşlanmalıdır.
Filistin Gazze şeridin de çatışmanın ortasında kalan bir gazeteci vurulduktan sonra kamerasını yere bırakmış sürünerek ilerlerken belki de öleceğini bilmeden ölümünden önceki son anları kamerası tarafından görüntülenmişti. Yani kendi ölümünü çekmişti. Ellerinde sadece kameraları ve fotoğraf makinaları olan bu masum hizmet insanları maalesef gerekli tedbir alınmadan savaş alanlarına, çatışma bölgelerine gönderilmektedir.
İnsan hayatının görev adına bu kadar ucuzlatılmaması noktasında gazetecilerimizin de kendilerini sorgulamaları gerekmektedir. Yoksa Haber yapmaya giderken haber olmak hele birde acıyla bitiyorsa pek kahramanlık sayılmaz.
Beklentimiz odur ki, bundan sonra gazeteciler cemiyeti de gerekli ikazı yapar ve tedbirleri alır. Öte yandan gazetecilerin saldırıya uğraması olayı uluslar arası savaş hukukunun ayaklar altına alındığının somut bir örneğidir. Güney osetya daki bu saldırı gazetecilerin tedbirsizliği üzerine yıkılacak bir olay olmadığı aşikardır. Uluslar arası platformlarda resmi ağızlar tarafından şiddetle kınanmalıdır.
Comments (0) | Add Comment | More
Ülke gündemimiz Akp'nin kapatılma davası. Bütün dikkatler 28 Temmuz da. Yaşanan bu süreçte muhalefet önemli bir girişim yapamadı. Adeta günebirlik açıklamalar içinde boğuldu ve dava sürecini gözden kaçırarak tarihi bir hata yaptı. Vatandaş gemicikle oynatılırken Tsunami gözlerden kaçırıldı.
Vatandaş soruyor zira kafasında birçok soru işareti mevcut. Bunlardan birisi artık beraber yaşamaya alıştığımız bir konu. Kapatılması gündem de olan İktidardaki Adalet ve kalkınma partisinin tek başına nasıl devleti yönetmeğe devam ettiği sorusu.
Hemen akla gelen suçlunun suçu sabit olmadıkça suçlu sayılamayacağı ilkesi. O halde türlü konular da hakların da mahkeme açılan kişiler ya da oluşum mensupları niçin tutuklandı. Mahkeme de belgeler olduğu için değil mi? Peki AKP’ ye dava açıldığı halde niçin olur olmaz saatlerde baskınlarla gözaltına alınıp tutuklanmadılar? Mahkemenin elinde belgeler mevcut değilmliydi. İşgöremez raporu verilen kişi nasıl çalışamıyorsa bireysel ve kurumsal bileşkenin getirdiği nedenle işgöremez bir parti hala niçin görev de biri çıkıp vatandaşa anlatsın.
Vatandaş soruyor. Bu ne rahatlıktır ki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Operasyon yapılması gerekenler operasyon yapıyorlar. Çıkartılan kararnamelerle anlık operasyonlarla görevden almalar ve vekaleten atamalar . Bunlar ne demek? İstifa etmeleri gerekmez mi? Böyle olmuyormuydu. Hakkında suçlama yapılan bir bürokrat istifa eder mahkemeyi kazandığın da görevinin başına döner, kaybederse cezasını çekmezmiydi. Bu boşluk niye? Olacaklar önceden belli mi. Senaryo hazır da vatandaşın haberimi yok.
Masa da duran kapatma davasında mahkeme parti kapatmaya karar verirse, davanın açıldığı tarihle kapatılma tarihi arasında kalan süreçte hükümetin yaptığı icraatlar ne olacak? Geçersiz mi sayılacak yoksa “Devletin devamlılığı esastır” deyimi bu boşluğa oturtularak geriye dönük araştırmalar yapılamayacak mı? Eğer araştırma yapılacaksa bunu yargı yapmayacağına göre ! Peki mevcut diğer siyasilerin bu konuda genel bir gensoru araştırması girişimine şahit olduk mu? Hayır. Olacakmıyız? Hiç sanmıyorum. Sonuç geçmişe yönelik birkaç gensoru dışında konuların üzerine bir perde çekilecek. Bu siyasi fetret döneminde yapanın yanına kar kalacak.
Muhtemelen gelen de enkaz edebiyatını hortlatacak. Vatandaş soruyor. Peki bizim halimiz ne olacak?
Comments (3) | Add Comment | More
Bir kalemde silinmek ve SİLMEK.!
Alışkanlık
İnsan yaşamında bazı alışkanlıklar kazanır iyi ya da kötü bunlar öyle bir siner ki insanın yaşamına yanlışlarını fark etse de ben buyum diyerek değiştirme yoluna gitmez. Kendisinin doğrusu ile yanlışı ile bir yere oturtmuştur artık .. Bu tutucu bir davranış gibi görünse de aslında bu kişi boş durmaz çağın gerektirdiği birçok yeniliğe ayak uydurur ve sürdürdüğü yaşamın da yine de bu huyunu su yüzüne çıkarmadan duramaz.
Okumak ve yazma ihtiyacı yanında okunmak ve yazılmakta bazılarına nasip olur. Hasbelkader bu süreç içinde kendimizi blog dünyası nda bulmuşuzdur. Yazarız çizeriz resimleriz esas olan anafikir etrafı süslenir de süslenir. yazılar ve yorumlar kişiye göre öyle değişiklik gösterir ki bunların adeta bir araya gelmesi imkansız sanırsınız sanki bir gök taşının dünya’ya çarpma olasılığı gibi bir şey.
Fakat blog dünyasının sihri işte tam bu nokta da başlar. Farklı görüşten insanlar yazı ve yorumlarıyla bu nokta da karşı karşıya kalır hatta tartışıp hesaplaşırlar bile, olması zor bir unsur blog dünyası sayesinde ortaya çıkıverir ve sonra bu da benimsenir .Tartıştığınız insanların yazılarını bile okur yorumlar yaparsınız bu bazen tatmin, bazen taşlama, bazen takdir bile olabilir.
Bu platformlar özgür oldukça varlıklarını sürdürebilirler. Eğer birilerinin liderliği ve finansmanı ile blog hayatınızı devam etiriyorsanız sırtınızda aynı zamanda taşıması zor bir yük taşıyorsunuz demektir.
Bende üç beş sitede yazdıktan sonra kardeşimin tavsiyesi ile bir blog dünyasına yani Hürriyet Matbaacılık a.ş ye ait altmedyası “Onpunto Yenimedya “ da yazmaya başladım. Yazdık, çizdik arkadaşlar edindik , dostluklar kuruldu. Sonra birden bire bir günah keçisi ortaya yem olarak atılarak yani biz yapmadık o yaptı mantığı ile.. Hemde hiç haber vermeden mesaj bile çekmeden bir açıklama yapmadan tabi bu durum yani tutum ve davranış Onpunto ya gönül vermiş hatta ömrün kıymetli saatlerini ve günlerini vermiş yazan arkadaşlara tokat gibi geldi. Yani ”KÖLE MANTIĞI” “BOŞOL BOŞOL BOŞOL” diyen örümcek kafalar gibi
Şimdi işin altında şunu aramadan geçemiyorum. Çok basit bir detay fakat sizinle paylaşmadan edemeyeceğim. Acaba diyorum? PROFESYONEL BİR EDİTÖRÜN yazdığı yazıya yapılan az yorum sayısı ya da hakaret içeren bir yorum bu duruma yol açabilir mi? AÇABİLİR….
Acaba diyorum Hürriyetin iktidara yaklaşımı konusunda bir değişiklik olabilir mi? Ve bunu blog yazarlarına yansıtma durumu direk olarak olamayacağından endirek olarak kapama yoluna gidilebilir mi? GİDİLEBİLİR…
Şunu da bir soru olarak ortaya atıyorum Acaba diyorum Türbanından tutunda Ergenekon’una kadar iktidardan tutun da muhalafetine kadar yazılan yazılar dolayısı ile biraz da hakaret içeren yazılar olabilir mi? OLABİLİR.
Peki son olarak Ulu önder “ ATATÜRK” Yazıları yazan ve bugünle o dönemi mukayese eden ve eleştiren arkadaşların yazıları birilerini rahatsız eder de Hürriyet bundan baskı görmüş olabilir mi? MAALESEF OLABİLİR. Bunun başka bir tanımı yok Hürriyet bünyesinde muhtemelen kurulacak bir blog servisini katılmadan fakat dikkatle takip edeceğim. Yazanından yorumlayanına kadar.
Bu İnternet ve blog Dünyasında bir skandaldır. Üç beş kuruşun hesabını yapan medya patronları ve onun blog dünyasındaki uzantıları karizmasını yerle bir etmekle kalmamış. Sermaye ve kaynak olarak kendinden fersah fersah küçük olan fakat aslanlar gibi dik duran blog dünyasının ayakları altında paspas olmuşlardır.
Güç kimde ise ben onun yanındayım diyen arkadaşlara diyecek bir sözüm yok. Birileri çıkıp açıklama yapmadığı sürece bu kara lekeyi Hürriyet taşımaya devam edecektir. Zira sözleşme şartlarında denmiyor mu “ Hakaret içeren sözler sahibini bağlr diye..!! “ Bir yerde bir yanlışlık var.
Comments (2) | Add Comment | More
Merhaba Bugün üyesi bulunduğum Tüm hakları Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş ye ait olan bunun alt medyası “ Yenimedya Onpunto” nun aniden ekranının karartılmasından ve yazan blogcularına arşiv yazılarınızı 31 Temmuz’a kadar alın, bu tarihten sonra “Onpunto” yayın hayatına tamamen son verecektir. İkazı ile akabinde Yüzlerce blogcu , günlük yirmibinin üzerinde okunma rakamına ulaşan site de müthiş bir gerilime, üzüntüye ve telaşa boğulmuştur.
Başını Fatih Çekirgenin çektiği söylenen bu kapatma ile ilgili olarak da site de yayınlanan bazı yazıların sakıncalı ve hakaret içeren yazılar bulunduğu sebebiyle kapatıldığı öne sürülmektedir.
Düşünce özgürlüğü çerçevesinde yazılan eleştirel yazılar hakaret olarak nitelendiriliyorsa durum vahim, yok birkaç hakaret içeren yazıdan dolayı bu kapatma yapılıyorsa yazık ..!
Onpunto Yenimedya böyle bir süreç yaşadı. Gelmek istediğim nokta şu yazan arkadaşların hayal kırıklığı yanında bir bütün olarak arayışa başlamaları doğal olmakla beraber zor görünmekte, birkaç site de birden yazan arkadaşlar için durum o kadar vahim olmasa da yine de alıştığı arkadaşlardan kopmak zor olsa gerek yani olsa olsa on veya yirmi arkadaşla iletişim kurabilir ve arkadaşlık tazeleyebilirsin oysa mesele bu da değil birçok insana ulaşamadığımız gibi paylaşım açlığı vurur insanların kafasına, farklı arkadaşlardan mahrum kalabilir kendine bir tuş kadar yakın olan insanlar bir sis bulutu arkasında kalıverir endişesi sarmıştır düşünceleri.
Yazmaksa, taşa kazımak , mektuba yazmakta aynıdır aslında hepsinde bir fikir beyanı , bir paylaşım ve iletişim vardır. Oysa o insanların taşını alıp yere çarparsanız ve mektubunu alıp yırtarsanız o nokta da isyan başlar tıpkı benim şimdi isyan ettiğim gibi. Bu konuda bütün blogcu arkadaşları ve blog sitelerini duyarlı olmaya ve dayanışmaya davet ediyorum.
Zira yarın diğer bloglarında aynı sıkıntıyı yaşamayacakları ne malum. Düşünce birliği ve destek her şeyin başı..
Comments (2) | Add Comment | More
Olayın kahramanları, iki üniversite öğrencisi...
Koyu geyik muhabbetinin
düğümlendiği durumlardan birinde,bu iki
kafadar bir iddiaya girer....
Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulü ağzına tamamen
sığdırabileceğini iddia eder.... Evet yanlış okumadınız,
bildiğiniz 100 mumluk
ampulü... ve sığdırır da.
Ancak bir sorun vardır.Ampulü ağzından geri çıkaramamaktadır. Arkadaşı hayret eder bu nasıl iş diye, o da
evdeki başka bir ampulü ağzına sokar ve tabi ki o da çıkaramaz. Bunun üzerine iki kafadar
hastanenin yolunu tutmaya karar verirler. Ağızlarında ampul olduğu halde bir taksiye atlarlar. Konuşma zorluğu çekerek güya taksiciye dertlerini
anlatırlar.Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken bir taraftan da 'nasıl olur abi ya, uğraşsanız çıkar, bir
asılın şuna, şaka mı yapıyorsunuz ?'
diye söylenmektedir. Neyse akşamın bir
yarısında acile gelirler. Taksici ayrılır. Doktorlar çocukları
beklemeleri için bir odaya alır.Veeee,
aradan 15 dakika geçmeden taksici
kapıda görünür; tabii ağzında
bir ampulle. Amcam çocuklara inanmamış, açık olan bir marketten
ampul almış ve
denemiştir !! Şimdi anladınız mı Ampul Partisi'nin Türkiye'de
nasıl iktidara
geldiğini?
BİR ŞEY OLMAZ DİYE HERKES DENEDİ VE GÖRDÜK
ÇIKARAMIYORUZ.
OY VERİRKEN İYİ DÜŞÜNÜN, AMPUL
BU SEFER
AĞZIMIZDAN ÇIKMIYOR...
YARIN ÖYLE BİR YERE GİRERKİ DOKTORA BİLE
GİDEMEZSİNİZ.
SEÇİMLERE AZ KALDI ,BİR DAHA SAKIN DENEMEYE
KALKMAYIN!!!
Comments (3) | Add Comment | More
Bugün Denize açıldım Marmara’da ,balıkçılık oynadık sabahın ilk ışıklarında ,gün ağardıkça binalar çıktı ortaya ,şöyle bir baktım. Uzaktan sahile binalar yoldan geçen arabalar belli belirsiz ışıldamaya başlamıştı doğan güneş’in ışıklarıyla,kuytu yerlerdeki cadde ışıklarının belli belirsiz sönmediğini fark ettim. Güneş yükseldikçe bağrımda kenetlediğim ellerim çözüldü.Yine de rüzgar üşüten cinstendi. Düz akşamın sabahlamasının ardından böyle denize açılmakta nerden çıkmıştı şimdi. Neyse dedim kendi kendime uyduk imama diye söylendim. Uykusuzluğun, yorgunluğun ardından böyle deniz fantazisine ne gerek vardı diye düşünürken kadim dostumun sesiyle irkilip döndüm. Geldi dedi hey maşallah tamam dedim torik tuttu herhalde 10 santimlik istavrit herhalde gözüme benimde torik gibi göründü o an balık bahane, sahili ve ufku seyre alıp düşünceleri nadasa bırakmışım sanki boş boş bakıyorum çevreye,uzaklardan çarşaf gibi görünen deniz nasılda kabarıkmış meğerse 12 metrelik tekne zaman zaman yatıyor kalkıyor.

Sahildeki evlere daldı gözüm orada yaşayan insanlar, okul çağında çocuklar, gençler yaşlılar yani insanlar o evlerin içinde, sonra gözüm oturduğum bölgeye doğru çevrildi belli belirsiz binaların pencereleri ufacık ve ben o pencerelerden birinin ardında yazıyorum çiziyorum,okuyorum,dinleniyorum diye düşündüm. Sanki bütün sorumluluklardan uzak sessiz özgür bir ortamın kısa bir sürede olsa ruhen gereksinim olduğunu düşündüm. Sabah 06 ile 09 saatleri arasındaki o 3 saat gibi kısa süre bana hiç bitmeyecekmiş gibi geldi.

Denizin ortasında uzaklarda bir yerde iki sivri akıllı, bir an kendimi Dünyadan kopmuş hissine kapılıp evi telefonla arayıp yerimi tarif ettim. Uzaktan bir tekne gördüğünü çocuk söyleyince rahatladım. Sanki göremiyorum dese iptal olacağız hissi mi ne ! Zaten bizden başka da akıllı yoktu denizde ..Evet Dünyadan kopmamıştım. Bizim çocuk vay canına Ne zaman kalktın ne zaman gittin ne zaman açıldınız . Diye serzenişte bulunup ekmek ve gazete talep edince tamam dedim . Dünya ile bağlantı kurulmuştur. Haydi kanki dönelim. Ne o dedi kanki daha karpuz keseceğdik… Hadi yeter bu kadar dedim . Dönüş başladı Güneş yükseliyordu ben bir yandan olta takımlarını toplarken kanki yol almaya başlamıştı bile sahil gittikçe yaklaşıyordu. Yaklaştıkça yoldan geçen arabaların sesleri bile gelmeye başlamıştı ve sonra sahilde sabah sporu yapan insanlar görünmeye başladı. Karasal yaşama doğru yolculuk bittiğinde bir bardak çaydan başka bir şey düşünmüyordum. Yazdığım şu sıralarda yine pencereden denize bakıyorum,deniz boş ve sakin çarşaf gibi…
Comments (0) | Add Comment | More
Merhaba
22Mayıs 2008 tarihii itibariyle aranıza katılmış bulunmaktan memnuniyet duyuyorum.Bloğumda zaman zaman genel içerikli konular hakkında duygu ,düşünce ve hedeflerimi belirteceğim .İnube'yı kısa zamanda anlayacağımı tahmin ediyorum. Kapsamı içinde ilgili konu başlıklarıyla yazılarım olacak.İnube ailesine sevgi ve saygıyla selamlarımı sunarım.
Comments (3) | Add Comment | More
Latest Comments
onverita.com: Selamlar, Onverita, Onpuntodan...
nelly: BENCE HAVANDA SU DÖVÜYORLAR....
yasardilsiz: Ak Parti aklanmaktan kaçıyor...
nelly: hayattorlak bu konuda Yaşar D...Search
